İNSAN EŞREF-İ MAHKULAT MIDIR? EŞREF-İ MAHLUKAT NEDİR?

Facebooktwitterredditpinterestlinkedinmail

İnsan eşref-i mahlukat/en üstün yaratık mı?

Günümüzde Müslümanlar Allah’ın Adem’i kendi suretinde yarattığına, insanın yaratılmışların en şereflisi olup, kainatta ondan daha değerli ve üstün hiç bir yaratığın olmadığına, Allah’ın herşeyi insanoğlu için hatta yalnızca Hz.Muhammed’in uğruna yarattığına inanmaktadır. İnsanın kâinattaki O’nu bilme, tanıma, O’na kulluk etme sorumluluğuna ve şuuruna sahip, düşünüp, aklını kullanabilen, özgür iradeye ve seçme şansına sahip olan tek kulu olduğuna inanmaktadır.

Öncelikle bir şeyleri açıklığa kavuşturalım. Allah “Hiç kimse O’nun (Allah’ın) dengi ve benzeri olmamıştır, olamaz da!” (İhlas 4/Şura 11) diyerek, ne insanın ne de yarattığı herhangi birşeyin kendisine hiç benzemediğini, insanı kendi suretinde yaratmadığını apaçık bir şekilde Kuran’da insanlara bildirmektedir.

Ayrıca “(Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya 107) diyerek de alemleri Hz.Muhammed için yarattığını değil, Hz.Muhammed’i alemlere rahmet olması için yaratıp gönderdiğini söylemektedir.

Bu alemler hangi alemlerdir? Eğer yeryüzüne yerleşip, yaşayıp, gezip dolaşanlar insanlar değil de melekler olsaydı, bu alemler melekler alemi olurdu. Onlara da gökten rahmet olarak bir insan değil, kendileri gibi bir melek gönderilirdi. Öyleyse bu alemler, peygamberin kendisi de bir insan olduğuna göre öncelikle kendi türündeki çeşit çeşit, renk renk olan insanlık alemidir. Sonrasında belki insanlar Kur’an ahlakına göre yaşamayı başarıp, insan olmayı başarabilir ve halifelik görevini layığıyla yerine getirebilirlerse, bu alemler bize emanet edilmiş olan, dünyada bizimle yaşayan, gözle görülebilen ya da görülemeyen her türlü canlı türü ve alemi olabilir. Sonuçta Cin suresinde cinlerin de peygamber efendimize vahyedilen Kur’an-ı dinledikleri ve ona hayranlık duydukları, kavimlerine gidip onlara ayetleri tebliğ edip, cinlere resullük ettikleri bildirilmektedir.

Peki o halde Allah herşeyi Hz.Muhammed uğruna değilse, kimin ve ne için yaratmıştır?

Allah Kur’an’da “De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (En’am 162), “(Ey Muhammed) De ki: “Ben sadece sizin gibi bir insanım.”(Fussilet 6), “Ve ben, cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat 56) diyor. Demek ki Allah Hz.Muhammed’de dahil tüm insanları kendisi için, kendisine kulluk etmeleri için yaratmıştır. Bazılarının iddia ettiği gibi her şeyi Hz.Muhammed’in uğruna, onun yüzü, suyu, nuru hürmetine değil, kendisi için yaratmıştır. Aksi takdirde Allah kendisinde hiçbir eksiklik ve şüphe bulunmayan kitabında bunun tam tersini söyler ve yerde ve gökte ne varsa hepsini Hz.Muhammed için yaratıp, onun emrine verdiğini söylerdi. Ancak Kur’an’da böyle bir açıklama yoktur!

Aksine “Göklerde ve yerde ne varsa hepsini katından hizmetinize/emrinize vermiştir.” ( Casiye 13) diye bir açıklama vardır.

Kimin emrine ya da hizmetine? Ayetten de anlaşılacağı üzere bizim hizmetimize. Yani bir insan olarak “BENİM” ve tek tek bireyler olarak da “SİZİN” hizmetinize. Bu da demek oluyor ki Allah’ın üzerinde yaşayıp, gezinmemiz için yollar inşa ettiği dünya gibi, kendisinde bir huzur bulmamız için yaratmış olduğu eşlerimiz gibi, gündüz vakti çalışıp rızkımızı bulmamız, gece vakti de dinlenip huzur bulmamız için yarattığı güneş ve ay gibi, uzaydan gelen tehlikelerden bizleri koruyan atmosfer ve güneş sistemimizdeki diğer gezegenler gibi, yeryüzünde kendisinden yiyip, içip, giyip, gözlemleyip, ürettiğimiz çeşit, çeşit, renk renk canlı cansız her şey gibi, Hz.Muhammed ve ondan önceki tüm nebiler de dahil herkes ve her şey biz insanlara hizmet etmek için yaratılmıştır. Peygamberleri bizim O’na doğru bir şekilde kulluk etmemiz, bize emanet edilmiş olan dünyaya doğru şekilde halifelik etmemiz, doğru düzgün bir insan olmamız, bunların yollarını onlardan öğrenmemiz için yaratmıştır. Hz.Muhammed’in insanlığa hizmetini layığıyla yerine getirebilmesi içinde Kur’an’ı Kerim’i vahyetmiştir. Hz. Peygamberde karşılaştığı her türlü zorluğa rağmen nübüvvetinden vefatına kadar Allah’ın ayetlerini insanlara tebliğ ederek insanlık alemine hizmet etmiştir. Bu hizmetiyle de Allah’a karşı olan görevini ve kulluğunu yerine getirmiştir.

Burada sorulması gereken soru şudur: Hz.Peygamber bu hizmetini nerede gerçekleştirmiştir? Cevap: Yeryüzünde… Peki acaba her an yeni bir iş ve oluşumda olan Allah, trilyonlarca galaksi, yıldız ve gezegenden oluşan koca evrendeki her şeyi bırakıp, sadece dünya ve onun üzerinde yaşayanlar ile mi uğraşmaktadır? Hiç sanmıyorum. Evren sadece bizden ibaret değildir heralde sizce de öyle değil mi?

İnsan Kainatta Yaratılmış  Olan En Güzel, En Şerefli ve En Üstün Varlık Mı? Bizden Daha Üstünler Var mı?

Uzayda başka canlıların olduğuna dair bilim dünyası henüz kesin bir açıklama yapmadı ancak rabbimiz Kur’an’da bunların var olduğunu açık seçik beyan ediyor…

“O Allah’tır ki, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yaratmıştır.” (Talak 12)

“Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın, onların benzerlerini yaratmaya gücü yetmez mi? Evet yeter.” (Yasin 81)

Bu ne demek? Evrende 7 katlı göğü bulunan bizim dünyamıza benzer birçok gezegen var demek…

Allah evrende bizimkine benzer üzerinde yaşanabilir gezegenler yarattı ise, o gezegenlerde insanlar gibi kendisine kulluk etmesi için benzer canlılar yaratmış olduğunu söylemek yanlış olmaz. Yanlış olmaz çünkü Kur’an’da bu düşüncemizi doğrulayan daha birçok ayet mevcuttur:

“Gökleri, yeryüzünü ve bunlar içerisinde üretip yaydığı canlıları yaratması da Onun varlığının delillerindendir!” (Şura 29)

Enbiya 19: “Göklerde ve yeryüzünde kimler varsa hepsi Ona aittir! O’nun yanında bulunanlar ise ibadet etmekten yorulup usanmazlar.”

Nahl 49: “Göklerde ve yeryüzünde olan canlılar ve melekler, onlar hepsi de büyüklük taslamadan Allah’a secde ederler!”

Hac 18: “Görmedin mi, göklerde olan herkes, herşey ve yeryüzünde bulunan herkes ve herşey, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, bitkiler, hayvanlar ve pek çok insan gerçekten Allah’a secde ediyorlar!”

Rahman 29: “Göklerde ve yeryüzünde kimler varsa hepsi Ondan isterler.”

Şimdi sizlere soruyorum, dünyada bizimle birlikte yerde, gökte, suda ve yer altında yaşayan canlıların dışında “göklerde” yaşayan, onun yanında bulunan, ona secde ve ibadet eden, meleklerden ve insanlardan hariç tutularak kendilerinden göklerdeki herkes olarak bahsedilen bu canlılar kimin nesidir? Bu canlılar nerede yaşıyorlar? -270 derece soğukluktaki, havası, suyu, yiyeceği bulunmayan, karanlık madde denen uzay boşluğunda mı? Hiç sanmıyorum…

Göğün bir yerin göğü olabilmesi için neye ihtiyacı vardır?  Yeryüzüne değil mi? Allah’ta benzerlerini yarattım diyor… Ayrıca Allah Kur’an’da melek ve cin gibi varlıklar hariç, diğer bütün canlıları sudan yarattığını da söylüyor.

“Allah, bütün canlıları sudan yarattı. İşte bunlardan bir kısmı karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayak üzerinde yürür, kimisi dört ayak üzerinde yürür. Allah, dilediğini yaratır. Çünkü Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” (Nur 45)

Öyleyse müjdemi isterim, demek ki evrende bizim üzerinde yaşayabileceğimiz türde bizimkine benzer sayısız gezegen ve o gezegenlerin üzerinde yaşayan bize benzer sayısız varlık var…

Peki madem ki bizimkine benzer sayısız gezegen ve sayısız varlık var, acaba bizler insanoğlu olarak iddia ettiğimiz gibi kainattaki en üstün, en şerefli ve en güzel yaratılmış varlıklar mıyız?

Bakın Allah ne diyor:

“O ki, yarattığı her şeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya da bir çamurdan başlayandır.” (Secde 7)

Allah bu ayette kainatta yarattığı her şeyi en güzel biçimde yarattığını, insanı da bir çamurdan yaratmaya başlayıp, diğer tüm yarattıkları gibi güzel yarattığını bize bildiriyor mu? Bildiriyor… Bakın başka ne diyor:

“Ve andolsun; biz Âdemoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Ve onları helâl şeylerden rızıklandırdık. Ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.” (İsra 70)

Bu ayet ne demek? Biz insanı kainatta yarattıklarımızın tümünden (%100’ünden) üstün kıldık, insan yaratılmışların en üstünü mü demek? Yoksa birçoğundan, yani (en yüksek ihtimalle) %60-70’inden üstün kıldık mı demek? Bana göre %60-70’inden üstün kıldık demek…

Öyleyse Allah bu ayetler ile evrendeki her şeyi tıpkı insanlar gibi en güzel şekilde yaratmasının haricinde evrende bizden daha üstün kılınmış yaratıklar yaratmış olduğunu da bize bildiriyor mu? Bildiriyor…

O zaman şimdi sizlere sormak ihtiyacı hissediyorum, Allah bütün melekleri bize secde ettirdi, yerde ve gökte ne varsa hepsini bizim hizmetimize verdi, bize kendi ruhundan üfledi ve can verdi diye, biz sizce kâinattaki en üstün, en şerefli varlıklar olabilir miyiz?

Sizce şu koca evrende Allah’ın dünyamız benzeri yarattığını söylediği üzerinde yaşanabilir gezegenlerde, bizden önce yarattığı, kendi ruhundan üflediği, oralara halifeler kıldığı, melekleri kendilerine secde ettirdiği, yerde ve gökte ne varsa hizmetlerine verdiği (yani güneşi, ayı, atmosferi, madeni, yiyecek sebze, meyve ve hayvanları ile binecek araçları olan) kendilerine kutsal kitaplar ve resuller gönderdiği başka kulları yok mudur?

Diyelim ki yok, o zaman Allah meleklere “ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” dediğinde neden melekler Allah’a “sen orada kan dökecek ve bozgunculuk yapacak bir varlık mı yaratacaksın” diyorlar?..

Sizce melekler daha önce hiç yaratılmamış, görülmemiş, duyulmamış, hiçbir gezegene halife olarak atanmamış bir varlığın, oraya halife olarak atandığında böyle bir şey yapacağını nereden biliyorlardı? Allah mı bunlar? Gayb bilgisine mi sahipler? Hayır… Allah onlara bildirmedikçe hiçbir şey bilmeyen sizin gibi benim gibi varlıklar bunlarda… Nerden biliyorlar peki o zaman?

Biliyorlar çünkü daha önce birçok gezegene halife olarak yaratılıp, içerisine ruh üflenmiş, kendisine secde ettirilmiş, kitaplar ve resuller gönderilmiş, hatta yok edilip, yerlerine benzerleri getirilmiş Adem benzeri trilyonlarca varlık ve onların üzerinde yaşadığı gezegen var da oradan biliyorlar… Neden bu kadar eminim?

Çünkü “Daha önce gelip geçenler hakkında da Allah’ın kanunu (sünnetullahı) böyledir. Allah’ın kanununda (sünnetinde) asla değişme bulamazsın.” (Ahzap 62),  

“Allah’ın yaratışında değiştirme olmaz…” (Rum 30) da ondan…

İleriki bölümlerde inceleyeceğimiz üzere göreceksiniz ki Allah bizden önce de bir takım kendisine kulluk eden varlıklar yaratıp, onlara da resuller ve kitaplar gönderdiğini Kur’an’da bize apaçık bildirmektedir…

Neymiş efendim, insan eşrefi mahlukatmış… Madem ki eşrefi mahlukat, peki bu ayet neyin nesi?

“Gerçekten biz insanı en güzel bir biçimde yarattık. Sonra da onu düşüklerin en düşüğüne/aşağıların en aşağısına (esfeli safiline) çevirip attık/indirdik!” (Tin 4-5)

Evet yanlış duymadınız, Allah insanı eşrefi mahlukat, yani yaratılanların en üstünü kıldık değil, aşağılıkların en aşağısına, “esfeli safiline” indirdik, çevirip attık diyor. Bu ne demek olabilir?

Bize göre en aşağılık varlık kimdir, İblis’tir değil mi? O Allah’ın emirlerine karşı gelmiş, O’na kafa tutmuş, Adem’e secde etmemiş, kendini insandan üstün görmüştür. Sonra da Allah onu cennetten kovmuştur. Yaygın olan inanca göre o yeryüzündeki tüm günahların tek sebebidir. Ama burada unutulan bir şey var…

Allah İblis’i cennetten kiminle birlikte kovmuştur? Adem ile birlikte… Neden Adem ile birlikte kovmuştur? Çünkü Adem’de İblis gibi Allah’ın emir ve yasaklarına uymamış, ona karşı gelmiştir. Neden uymamış ve karşı gelmiştir? Çünkü İblis Adem’i kandırmıştır. Neden kandırmıştır? Çünkü Adem iddia edildiği gibi bir eşrefi mahlukat değil, aksine Kur’an’da yazdığı gibi çok cahil, unutkan, zalim[1] ve nankör bir yaratıktır da ondan…

İblis’e uyarak o da Allah’ın emir ve yasaklarına karşı gelmiştir. Hem cennette hem de yeryüzünde İblis’e uyan ve yeryüzündeki tüm bozgunculukları yapan yine insandır, İblis değil… İnsanoğlu İblis’e uymasaydı, bunların hiçbirisi gerçekleşmeyecekti…

Allah seni yeryüzüne halife olarak yarattığı, sana her şeyi öğrettiği, anlattığı, seni cennetinde aç, susuz, evsiz, barksız ve çıplak bırakmadığı halde sen Allah’a verdiğin sözü unutup, cennette bile İblis’e uymuşsun, cennetten dünyaya halife olarak, halife ünvanı ile indirilmek var iken, İblis ile beraber yeryüzüne kovulan aşağılık bir mahlûkata  dönüşmüşsün. Dünyadaki hayatın sona erip, öldüğün zaman eğer iyi bir insan değilsen sen de onunla beraber dünyadan daha aşağılık bir yer olan cehenneme gideceksin ve aynı azabı çekeceksin. Buna rağmen kendini ondan ve kâinattaki her şeyden ve herkesten üstün görüyorsun.

Allah’ın gelmiş geçmiş yüz milyarlarca kulu içerisinden kendisine peygamber olarak seçtiği insan sayısı tahminlere göre 124 bin küsür iken (ki en doğrusunu Allah bilir çünkü bu rakam insanların kendi zanlarına göre uydurduğu bir rakamdır, Kur’an’da böyle bir açıklama yoktur!), sanki vahyi alan o 124 bin peygamberden birisi senmişsin gibi kendini birde “eşrefi mahlûkat” sanıyorsun… Yani kendinin Allah’ın kainatta yarattığı en üstün mahlukatı olduğuna inanıyorsun.

E iyi de sevgili kardeşim, sen dinini hangi kaynaktan öğreniyorsun bilmiyorum ama Kur’an’a göre sen yaratılmış olan en üstün mahlukat değilsin!

Kitapta bunlar apaçık yazdığı halde bize İslam diye bir sürü böyle hurafe ve saçmalık uydurup, öğretmeye çalışan alim ve hocalarımız, ne hikmetse insanoğlunun kâinatta Allah’ı bilme, tanıma ve O’na kulluk etme sorumluluğuna ve şuuruna sahip olan tek kulu olduğunu iddia ediyorlar…

Oysaki Allah “Kuşkusuz Rabbin katındakiler O’na kulluk etmekten kibirlenmezler, O’nu tesbih eder ve yalnız O’na secde ederler.” (Araf 206),  “Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. Katında olanlar O’na kulluk etmekten çekinmezler ve usanmazlar.” (Enbiya 19), “Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın, onların benzerlerini yaratmaya gücü yetmez mi? Evet yeter.” (Yasin 81) diyor.

Sen rabbinin katında mı yaşıyorsun? Hayır, dünyada yaşıyorsun. İyi de o zaman ayetlerdeki rabbin katında O’na kulluk edenler, kulluk bilincine ve şuuruna sahip olup, O’nu hamd ile tespih edenler kim? Ben değilim sen değilsin, kim o zaman bunlar kardeşim? Demek ki Allah bu ayette aklını kullananlar için, uzayda, dünya ve insanlar dışında, meleklerin ve daha nicelerinin kulluk bilinci ve şuuru içerisinde kendisine kulluk ve secde ettiğini bize apaçık bir şekilde bildiriyor mu? Bildiriyor…

Bir diğer iddia, neymiş, insan Allah’ın kainatta düşünüp, aklını kullanabilen, özgür iradeye ve seçme şansına sahip olan tek kuluymuş. Yahu o zaman şeytan neden rabbine isyan edip, Adem’e secde etmemeyi seçti? O da düşünüp, özgür iradesini kullanıp, bir seçim yapıp, Allah’a karşı gelmek gibi büyük bir riski göze almış, bir karar verip, bu kararını uygulamış ve yaptığı bu seçimin karşılığını almış olmuyor mu?

Ayrıca hangi aklını kullanamayan ve sorgulayamayan varlık, Allah “Ben yeryüzünde kendime bir halife yaratacağım” dediğinde “Sen yeryüzünde bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birşey mi yaratacaksın? Oysa biz seni hamd ile tespih ediyoruz.” diye Allah’ın neden böyle bir karar aldığına dair kendilerine bu konuda aydınlatıcı ve ikna edici bir açıklama yapmasını isteyebilir, Onun yapıp ettiklerini sorgulayan bir soru sorma kabiliyeti gösterebilir?

Sanki evrendeki her şey insanın yaratılması ile başladı. Ya da Allah her şeyden önce sanki insanı yarattı. Ya da iddia edildiği gibi Hz.Muhammed’i ya da onun nurunu… Öyleyse melekler neden Hz.Muhammed’in değil de, ilk insan olan Hz.Adem’in önünde secde etti arkadaşlar? Hz.Muhammed’de hepimiz gibi bir Ademoğlu değil mi?

Melekler insandan ve üzerinde yaşayacağı dünyadan çok daha önce yaratılmış olup, Allah’ı biliyor, tanıyor ve O’na kulluk etmiyorlar mıydı? Ediyorlardı. Onlar Allah’a kulluk etmekle ve emirlerini yerine getirmekle sorumlu değil miydiler? Sorumluydular. Öyle ise acaba Allah’ın asıl düşünemeyen ve aklını kullanamayan kulu burada kim oluyor diye insan kendi kendine sormadan edemiyor.

İnsanın yaratılanların en üstünü olduğunu iddia edebilecek kadar ileri giden bu insanlar, hiç mi kafalarını kaldırıp etraflarına bakmıyorlar?

Daha minicik bir kuş gibi bile gökyüzünde rahatça uçup, istedikleri yere konamıyor, suyun altında balıklar gibi rahatça nefes alıp, onlar kadar hızlı yüzemiyor ve derinlere dalamıyorlar.

Kâinatta trilyonlarca gezegen varken, dünyadan başka hiçbir yerde yaşayamayan ve yaşamak için oksijene, yemeğe, suya ve bakıma ihtiyacı olan bu zavallı mahlûkat, nasıl oluyor da kâinatta yaratılmış olan varlıkların en üstünü olabiliyor? Mademki her şeyden bu kadar üstünsün, şereflisin, kainattaki her şeyden daha mükemmel bir şekilde yaratılmışsın, uzay mekiğinden koruyucu elbisen olmadan çıkıp uzayda bir nefes almayı denesene bakalım sana ne oluyor? Sen kimsin, kendini ne sanıyorsun? Bu ne kibir? Kendini beğenmişlik, böbürlenme?!!

Sonunun neresi olduğunu dahi keşfedemediğimiz, sürekli genişleyen evrende, bizden bir milyar yıl önce bizim asla yaşayamayacağımız koşullarda ve ortamlarda yaşamak üzere yaratılmış olan, oralarda kolaylıkla hareket edebilen, kendilerine insanların yeryüzünde yaptığı araba, gemi, uçak, uzay üssü, uzay mekiği ve hatta çok daha üstün uzay gemileri gibi icatlar yapıp, bizim bir şehirden veya bir ülkeden diğerine uçakla gidip geldiğimiz gibi, evrende bir yıldızdan diğerine, bir galaksiden diğerine kolayca gidip gelebilen, hareket edebilen, Allah’ın kendisine evren ve uzay hakkında insandan daha çok ilim, hikmet, kitap ve bilim verip, onları oraların halifesi olarak yaratıp atamış olduğu, bizden daha üstün yaratılışlı varlıklar mevcut değil midir sizce? Mevcuttur değil mi?…

Allah bize emaneti verip, bizi yeryüzüne halife atadığı gibi, bizleri de başkalarına emanet etmiş ve onları da bizim başımıza halife atamış olabilir öyle değil mi?

Sonuçta Allah: “İnsan kendisini başıboş mu zanneder?” (Kıyamet 36), “Şunu iyi bilin ki üzerinizde bekçiler, değerli yazıcılar vardır; onlar, yapmakta olduklarınızı bilir.” (İnfitar 10-11) ve “Üzerinde gözetleyici ve koruyucu bulunmayan hiçbir nefis (kimse) yoktur.” (Tarık 4) diyor.

Muhtemelen Allah bizi yeryüzüne halife olarak atadığında bizlerin de melekler gibi olup, yeryüzündeki diğer canlıları korumamızı ve gözetlememizi istemişti ancak olamadık maalesef. Aksine melekleri ve şeytanı haklı çıkardık.

Peki acaba bizim kendimizi eşrefi mahlukat zannedip, kibirlenmemize sebep olan nedir? Allah bize ruhundan üfleyip, “Ol” deyip, bize can verdiği için mi kendimizi öyle sanıyoruz? Allah’ın ruhundan bir parçaya sahip olduğumuz için mi bütün bunlar? Bizi kâinattaki her şeyden daha değerli kılan özelliğimiz bu mudur?

Peki sizce bitkiler, böcekler ve hayvanlar başka bir şekil ve söz ile mi yaratıldılar? Yoksa onlar güneş enerjisi ya da şarj edilen pille çalışan cansız robotlar mı? Eğer onlar kansız cansız mekanik parçalardan oluşmuş birer robot iseler, onları nasıl kesip, biçip, pişirip yiyebiliyoruz? Demek ki bizde elektronik eşya ile beslenen bir takım başka robotlarız demektir. Robot olmadığımıza ve bir canımız olduğuna inandığımıza göre, bizlerle birlikte aynı koşullarda bu gezegende yaşayan diğer canlılarında canı yok mudur?

Haydi diyelim ki yok, iyi de onları bizler gibi ayakta tutup, koşturan, doğum yapmalarını, evlatlarına bakmalarını, rızık aramak için evlerinden çıkmalarını, damarlarından kan akmasını, Allah’ı kendi dillerinde hamd ile tespih etmelerini sağlayan nedir? Yoksa onların ruhsuz ve cansız olduğunu iddia edenler Allah kendilerini, yedi kat göğü, yeri ve ikisi arasındakileri yaratırken olan biten her şeye şahit miydiler? Değildiler. Öyleyse onların öyle olduklarını nereden biliyor, iddia edebiliyor ya da uyduruyorlar?

Ne diyor Allah Kur’an’da?

“Ey İsa, hani Ben’im iznimle çamurdan kuş şeklinde heykel (suret) yapmıştın, sonra onun içine üflemiştin, böylece Ben’im iznimle bir kuş olmuştu.” (Maide 110)

Bana göre bu ayet bize havadan, karadan, sudan ya da ateşten hangi elementten yaratılmış olursa olsun, her şeyin içerisine bir ruh üflendiğini ve ancak o yaratıcı, değiştirici nefes sayesinde canlı bir varlığa dönüşebildiğini gösteriyor. Demek ki şu yeryüzünde gördüğümüz her şeyin bir ruhu ve canı var.

Ayrıca “Sûr’a üfürüleceği ve Allah’ın dilediği kimselerden başka göklerdeki herkesin, yerdeki herkesin korkuya kapılacağı günü hatırla. Hepsi de boyunlarını bükerek O’na gelirler.” (Neml 87) diye kendilerinden “göklerdeki herkes” olarak bahsedilen, bize verilen ilim kadarıyla onların sadece melekler ve cinler olduğunu tahmin edebildiğimiz, gerisinin ise ne olduğunu hayal bile edemediğimiz, evrende bir yerlerde yaşayan bu diğer canlıları insanlar gibi hayatta tutan ve onları birer canlı yapan güç nedir? Onlar sadece nardan ve nurdan yaratılmış, ruhtan mahrum yaratıklar mı? Öyle ise Allah neden Kuran’da melekleri için de “ruh” tabirini kullanıyor? Demek ki kâinatta Allah’ın ruhundan bir parça taşıyan tek yaratık gene bizler değiliz!

“Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.” (Şuara 193-195)

 “Allah’a ve âhiret gününe inanan bir topluluğun, Allah’a ve resulüne karşı çıkanlarla sevgiye dayalı bir dostluk kurduğunu göremezsin. Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendisinden bir ruhla desteklemiştir.” (Mücadele 22)

Kaldı ki iddia edilene göre melekler bizler gibi yemekte yemiyorlar.[2] Yaşamak için bizim gibi gereksinimleri ve ihtiyaçları yok. (Veyahutta dünyamıza ait yiyecekler onlara göre değil. Belki de onların başka yiyecekleri vardır. Gerçi ben ruhun yiyecek ile değil de, ilim, irfan, tekamül, şükür vs gibi bambaşka bir şeyle beslendiğine, doyduğuna, büyüdüğüne ya da yükseldiğine inanıyorum.)

“Andolsun ki elçilerimiz (melekler) İbrahim’e müjde getirdiler ve: «Selam (sana) » dediler. O da: «(Size de)selam» dedi ve hemen kızartılmış bir buzağı getirdi. Ellerinin ona uzanmadığını görünce durumlarından hoşlanmadı ve onlardan dolayı içine bir korku düştü. Onlar: ‘Korkma. Biz Lut kavmine gönderildik’ dediler.” (Hud 69-70)

Ayrıca melekler insanlar gibi ölümlü de değiller. Eğer ölümlü olsalar Cebrail as insanlık tarihi boyunca yani binlerce yıl yaşayıp, peygamberlerin hepsine birden vahiy taşıyamazdı.

“Allah demişti ki: Ey Meyrem oğlu İsâ, sana ve annene olan nimetimi hatırla, hani seni Ruhul-Kudüs (Cebrâil) ile desteklemiştim” (Maide 110)

Öyleyse bizi yaratılmışların en değerlisi ve üstünü kılan ne olabilir? Yerde ve gökte ne varsa Allah’ın hepsini bizim emrimize ve hizmetimize vermesi (Casiye 13, Lokman 20), melekleri dahi bize secde ettirmesi mi?

Haydi diyelim ki Allah her şeyi senin için yaratıp, senin emrine verdi ve sana secde ettirdi. Peki sen kimin için ve ne için yaratıldın bunu hiç düşündün mü? Yoksa sen kendini her şeyden muaf tutulmuş, sahipsiz, sorumsuz, başıboş, dilediği gibi hareket eden, keyfince yaşayan, evrimcilerin iddia ettiği gibi tesadüfen var olup, sudan karaya çıkıp, her türlü şekle şemale girip, bugünkü halini alıp, doğup, büyüyüp, ölecek olan birisi mi sandın? Ne diyor Allah?

Kıyamet 36: “Yoksa insan kendisinin başıboş/sorumsuz bırakılacağını mı sanıyor?”

Zariyat 56: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”

En’am 162: “De ki: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.”

Hicr 98: “O hâlde, Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt) ve secde edenlerden ol.”

Gördüğün gibi bizler de Allah’a secde etmekle emrolunmuşuz. Oysaki yaratılmış olan varlıkların en üstününün, en şereflisinin, bundan da muaf tutulması gerekmez miydi? Bir düşünsenize, hangi kral bir başka kralın önünde eğilip, boyun bükebilir ve onun kulu olduğunu söyleyebilir? Ancak yenilmiş, hezimete uğramış, gururu incinmiş, diğerinin her konuda kendisinden üstün olduğunu kabul etmiş (veya zorla kendisine kabul ettirilmiş), ya da halkının güvenliğini sağlamak için kendini feda edebilecek kadar onurlu bir kral ancak böyle secde edebilir, öyle değil mi? Eh bizler insanoğlu olarak kâinattaki Allah’a secde etmekten men edilmiş olan tek varlıklar mıyız ki yaratılmışların en şereflisi ve en üstünü olalım?

Allah “Göklerde ve yerde hareket eden herşey ve bütün melekler, hiç büyüklük taslamadan Allah’a secde ederler.” (Nahl 49) diyor. Öyleyse sana soruyorum ey kendini eşrefi mahlûkat zanneden kibirli kardeşim, sen Allah’a secde etmekten men edildin mi? Edilmedin… Peki madem ki edilmedin, sen de diğerleri gibi O’na karşı hiçbir büyüklük taslamadan secde ediyor musun? Eminim ki etmiyorsun… Etmediğin gibi bir de Allah’a inanmıyor, kendini Allah’a ortak koşuyor, inananlara zulm ediyor, onlara geri kalmış, aşağılık insan gözüyle bakıyor, onlarla dalga geçiyorsun… Allah’ın senin keşfetmene ve kullanmana izin verdiği imkânlarla kendini bir ilah sanıp, “Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu.” (Enbiya 22) ayetindeki gibi yeryüzünün dengesini ve düzenini bozuyor, tüm canlılara zulüm ediyorsun.

Yani Allah’ın “Biz insanı, gerçekten en güzel bir biçimde yarattık. Sonra da onu düşüklerin en düşüğüne/aşağıların en aşağısına çevirip attık.” (Tin 4-5), “Doğrusu o (insan) çok zalim, çok cahildir.” (Ahzap 72) ayetlerindeki gibi davranıyorsun. Öyleyse sana soruyorum ey insanoğlu, sen böyle aşağılıkların aşağısına çevrilip atılmış, cahil ve zalim bir varlık iken, kendine çeki düzen vermeyip, böyle bir yaratık halinde hareket etmeye devam ederken, sen nasıl eşrefi mahlûkat olabilirsin ki?

Allah “Ey insanlar! Allah katında en değerli olanınız, en değerli, en üstün olanınız, takvâda (Allah’ı tanıyıp, O’na karşı gelmekten sakınmada) en ileri olanınızdır.” (Hucurat 13) ve Kulları içinde ise Allah’tan ancak alim olanlar ‘içleri titreyerek korkar’.”  (Fatır 28) diyor. Sen böyle misin?

Allah “(Resulüm) de ki, kulluk ve yal­varmanız olmasa (dua ve ibadetiniz olmazsa), Rabbim size ne diye değer versin?” (Furkan 77) diyor. Sen hiç abdest alıp, namaz kılıyor, ona yalvarıp yakarıyor musun? Aksine sen daha Allah’a inanmadığın gibi, gidip birde peygamberden şefaat dileniyor, türbelere gidip ölülerden medet umuyor, meleklerden yardım bekliyor, kuantum düşünce gücüyle her şeyi kendinin yaptığını sanıyorsun. Kendini çok gelişmiş ve entelektüel bir insan zannedip, Kur’an okuyan ve namaz kılan insanları geri kafalı, senden daha aşağı tabakadaki insanlar olarak görüyorsun. Veyahut Arapça okuduğun Kur’an’dan hiçbirşey anlamadan onu ezbere hatmettiğin, sarık, cüppe, sakal vs dolaştığın için kendini tüm insanlardan daha üstün sanıyorsun. Demek ki sen kendini herkesten ve her şeyden üstün görüyorsun.

Öyle ise, artık senin iblisten ne gibi bir farkın kalmış ki, onun kendisini Âdem’den daha üstün görmesi gibi sende kendini diğer tüm yaratılmışlardan üstün görüp, kendini eşrefi mahlukat ilan ediyorsun? İblis gibi önlerinden, arkalarından, sağlarından sollarından onlara yanaşıp, onların evleri, barınakları, yolları üzerine oturuyor, mallarına, evlatlarına, yiyeceklerine ortak oluyorsun? Atlıların ve yayalarınla üzerlerine gidiyor, ormanları katledip, akarsuların önüne barajlar çekip, onları ve yaşam alanlarını yok ediyorsun. Yaratılan her şeyin genleriyle oynayıp hilkatlerini değiştiriyorsun? Sen kimsin? Sen kimsin ki Allah’ın kâinattaki her şeyi senin için yarattığını, senin de kâinattaki en değerli yaratık olduğunu söyleyip, kendini rabbine ortak koşuyorsun? Bir aynada kendine baksana şeytan kılıklı!

Ananı, babanı, kardeşini, eşini, dostunu, sevgilini, iş ve okul arkadaşını, başa geçtiğinde halkını, dükkânda müşterini aldatırsın. Milletin hakkını yersin. Arkasından konuşursun. Katliamlara göz yumarsın. Milletin parasını çalarsın, oyunu çalarsın, hileler yaparsın. Açları doyurmazsın. Kendini uyanık sanıp kırmızı ışıkta geçersin. Sinyal vermezsin. Babanın tarlasında araba kullanır gibi ayna kullanmadan şerit değiştirirsin. Sahte ürünler ile milletin sağlığıyla oynarsın. Savaşla çıkarır, silah satıp para kazanırsın. Para için yapmadığın cambazlık kalmaz. Fırıldak gibi kim en yüksek parayı verirse anında satarsın. Bir dediğin diğerini tutmaz. Kıldığın namazdaki bir tane Arapça kelimenin anlamını bilmezsin. Kitap okumazsın, Kur’an okumazsın. Cahilin, pisliğin tekisindir ama sanarsın ki kainatta yaratılmış olan en üstün varlıksın!.. Ulan şeytan bile senin kadar aşağılık değil, adamın bir tane amacı var, o yolda durmadan ilerliyor, yolundan hiç sapmıyor, sen ise sürekli farklı yollara sapıp duruyorsun…

Bak ben sana gerçeği söyleyeyim. Allah’ın sana ruhundan üflemesi, seni yeryüzüne halife yapması, sana görecek gözler, işitecek kulaklar vermesi, seni yeryüzünde yaşayabilecek en güzel şekilde yaratması, görünür ya da görünmez tüm nimetlerini üzerine saçması, melekleri sana secde ettirmesi dahi seni en değerli kılmaz. Çünkü Allah bütün bunları sadece senin üzerine rahmet olarak yağdırmadı. Seninle birlikte diğerleri de tüm bu nimetlerden faydalanıyor. Diğerlerinin de görecek gözleri, işitecek kulakları, eli, kolu, ayağı var öyle değil mi? Onlar da senin gibi yemeğini yiyor, suyunu içiyor, kendisini koruyacak bir barınak bulup, üreyip, çoluk çocuk sahibi oluyor. Allah onları da senin gibi yeryüzünde yaşayabilecek şekilde, kendi türlerinde en güzel bir biçimde yaratmış. Dünya onlar için de dönüyor. Güneş onlar için de doğup, batıyor. Gece ve gündüz onlar içinde aynı. Allah seni koruyup, gözettiği gibi onları da koruyup gözetiyor, rızıklandırıyor ve rahmetini üzerlerine yağdırıyor. Allah yalnızca senin Allah’ın değil ki, onların da Allah’ı. Aksi halde Allah:

“Yeryüzünde gezen her türlü canlı ve (gökte) iki kanadıyla uçan her tür kuş, sizin gibi birer topluluktan başka bir şey değildir. Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp getirilecekler.” (Enam 38),

“Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tespih ederler. Her şey O’nu hamd ile tespih eder. Ancak, siz onların tespihlerini anlamazsınız.” (İsra 44),

“Göklerde ve yerde bulunanlar da onların gölgeleri de sabah akşam ister istemez sadece Allah’a secde ederler.” (Rad 15) demezdi.

Doğrusunu söylemek gerekirse bizim şan ve şerefimiz sadece Allah’tan geliyor. Allah yeryüzüne bizi halife olarak yarattığı ve öyle olmamızı dilediği için. Yoksa size söyleyeyim, bizim hiçbir şanımız ve şerefimiz yok.

“(Resûlüm!) Onlara de ki: (Kulluk ve) duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?” (Furkan 77) 

“Biz sizi atılıp giden değersiz bir sudan yaratmadık mı?” (Mürselat 20)

Allah Kur’an’da bakın ayrıca ne diyor:

“Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.” (Ahzab 72)

Demek ki dağlar, taşlar bile insanoğlundan nasıl daha akıllı ve şuurlu varlıklar ki bu emanetin nasıl bir şey olduğunu biliyor, anlıyor ve istemiyorlar.. Ama onu cahil insan yükleniyor. Bu bile onların bizden daha akıllı olduğunu gösterir. Çünkü Allah Kulları arasından ancak âlimler gereğince saygı duyarak Allah’tan korkarlar.” (Fatır 28) diyor. Demek ki hepsi Allah’tan nasıl korkuyorlar ve akıllılar ki bu sorumluluğu üstlenmemişler. Eh Allah’a göre Allah katında yerde gezinen canlıların en kötüsü, aklını kullanamayanlar” (enfal 22) olduğuna göre, bizde Kur’an’da Allah tarafından cahil, unutkan, nankör olarak sıfatlandırıldığımıza ve diğerleri gibi aklımızı kullanamayıp, cahilliğimizden dolayı bu emaneti kabul ettiğimize göre, o zaman dünyada birlikte yaşadığımız bu yaratıklar bana göre bizden çok daha şuurlu ve akıllıdırlar.

Ayrıca bizler dünyayı kirleten, tüketen ve yok eden mahlukatların tekiyiz. Hiçbir hayvan, böcek ya da bitki dünyaya bizim verdiğimiz zararı vermiyor. Hepsi bir uyum içerisinde yaşayıp gidiyor. Hepsi yaşadığı ortama göre en elverişli şekilde silah ve kamuflajla donatılmış durumda. Hepsi doğar doğmaz ne yapacağını biliyor. İnsan ise savunmasız bir varlık. Bir yavru köpek gibi bile koklayarak gidip süt emeceği memenin yerini bulamaz. Olduğu yerde açlıktan ölüp gider. Eşrefi mahlukatmış…

Peki nasıl eşrefi mahlukat olabileceğimiz konusunda Kur’an’da yazılı hiçbirşey yok mu? Elbette ki kendisinde hiçbir eksik bırakılmayan kitapta (Enam 38) konuyla ilgili bir açıklama var. Allah:

 “Allah katında en değerli ve en üstün olan, takvada en ileri olandır.” (Hucurat 13) diyor.

Demek ki bizi Allah katında eşrefi mahlukat kılacak olan yegane şey O’na olan imanımız ve Salih amellerimizdir. Onun içinde:

 “Öyleyse iyi/hayırlı işlerde birbirinizle yarışın.” (Bakara 148/Maide 48) demiş.

Bunun dışında istediğimiz kadar yeryüzünün halifesi olup, ilimde ve bilimde ilerleyip, havadaki, karadaki ve denizdeki tüm canlılara hükmetmiş olalım, eğer imansızsak ve hayır işlerinde yarışıp, salihlerden olmuyorsak, yani yeryüzündeki canlı cansız tüm varlıkların hayrı, refahı, barışı için değil de, sadece kendimiz için yaşıyor, çalışıyor, yarışıyor ve bunu yaparken diğerlerine ne olduğunu hiç umursamıyor, onların yok olmasını sağlıyor ve göz yumuyorsak, Allah katında diğerlerinden hiçbir konuda üstünlüğümüz yok demektir.

Peki biz ne için yaşıyor ve yarışıyoruz?

 “Bilin ki, şu iğreti dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. (Nihayet hepsi yok olur gider).” (Hadid 20) ayetindeki gibi sadece en pahalı marka elbiseyi giymenin, en lüks arabaya binmenin, şehrin en lüks semtindeki en pahalı ve en güzel evinde oturmanın, en yakışıklı erkek ya da en güzel kadınla birlikte olmanın, en yüksek maaşı veren işte çalışmanın, hava atabileceğimiz en karizmatik makama, ünvana ve işe sahip olmanın, çocuklarımızı daha iyi bir okulda okutmanın, okuttuğumuz okul ile eşimize dostumuza hava atmanın, en pahalı restorantta ufacık porsiyonlara dünyanın parasını ödeyip, facebook’ta resmini paylaşıp, “biz buralarda bu fiyatlara bu yemekleri yiyoruz, biz sizden daha zenginiz. En iyi biz eğleniyoruz. Sizde bizim gibi yiyebiliyor, gezebiliyor, eğlenebiliyor musunuz?” diyebilmenin, o yemeklerin de yarısını yiyip, beğenmedim diye bırakıp israf etmenin, en iyi ben içerim deyip, en çok alkolü tütekip ayık kalmanın, sürekli etrafındaki herkesten mal, mülk ve ünvanda daha iyi ve üstün olmaya çalışmanın, dünyaya bir kere geliyorum deyip, kendinden başka hiç kimseyi ve hiçbir şeyi umursamayıp gününü gün etmenin yarışındayız. Yalan söylüyorsam ve haksızsam haydi bana yalancısın ve haksızsın deyin…

Eh yeryüzündeki dört ayağı üzerinde yürüyen, karınları üzerinde sürünen, yüzen ve göklerde kanatlarıyla uçan tüm canlılar ile melekler bunların hiçbirisinin yarışını yapmıyor, aksine sürekli Allah’ı hamd ile tespih ve takdis edip, yüceltiyorlarsa, O’na karşı gelmekten korkuyor, emirlerini yerine getiriyorlarsa, demek ki onlar takvada ve hemen hemen her konuda gene bizden daha üstün demektir. Yani kısacası onlar eşrefi mahlukat olmaya bizden daha çok layıklar demektir.

Kaldı ki Allah “Ve andolsun ki; Âdemoğlunu kerem sahibi (şerefli) kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Ve onları helâl şeylerden rızıklandırdık. Ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.” (İsra 70) diyor. “Biz insanı yarattığımız varlıkların tümünden üstün kıldık!” demiyor. Hatta ve hatta “İnsan kainatta yarattığımız en üstün varlık değildir. Ondan daha üstün ve değerli kıldıklarımız vardır.” demek istiyor rabbimiz. O halde bu eşrefi mahlukat denen kibir ve yanlış inanış neyin nesidir??!!…

Ayrıca Allah bu kendisini eşrefi mahlukat zanneden kibirli yaratığı hakkında “şeytan onlar hakkındaki zannını doğru çıkardı. Pek azı hariç hepsi ona uydular” (Sebe 20) diyor. Demek ki şeytan hemen hemen herkesi doğru yoldan çıkarıyor ve cehennemlik ediyor. Neden Adem’e secde etmediğini ve ondan daha üstün olduğunu Allah’a ispat ediyor.

Kur’an’da melekler peygamberlerin yaşadığı yozlaşmış şehirleri yok etmek için geldiklerinde, ancak üç-beş kişinin gerçekten inandığı için kurtarıldığı yazılı ise, söyler misiniz, sizce şu anda bu gerçekten inanan ve kurtarılmayı hak eden insanlar kimler olabilir? Siz misiniz o eşrefi mahlukat?

Herkes şeytanın oyuncağı olmuş, şükreden kimse yok. Herkes mutsuz, daha fazlasını ister vaziyette. Din, ahlak kalmamış. Tüm dünya zina, fuhuş, eşcinsellik, hırsızlık, sahtekârlık ve savaşlarla dolu. Herkes Allah yerine paraya tapıyor, paraya kulluk ediyor. Kur’an terk edilmiş bir vaziyette. Sözde herkes Arapça Kur’an okuyor ama anlamadığından dolayı Kur’an’da neden bahsedildiğinden hiç kimsenin haberi yok. Haberi olanlar ise haberi yokmuş gibi davranıp, insanları din ile aldatıyor, sömürüyor. Camiler tıka basa namaz kılan insan dolu ama camiden çıkar çıkmaz ticarette birbirini dolandırmaya, kazıklamaya, zina etmeye geri dönüyor. Meclis, resmi devlet kurum ve kuruluşları rüşvet alan, birbirini kayıran, devleti dolandıran, halkın parasını kendi parası sanıp yiyen, o makama halk sayesinde geldiği halde kendisini halktan üstün gören, hakkında suç dosyaları bulunan Allah’sız, kitapsız, ahlaksız, yüzsüz insanlarla dolu. Bizler Türk kavmi olarak Lut kavminden beter bir kavim olmuşuz. Tüm Avrupa, Abd, Rusya, Ermenistan, İran, Irak, Suriye vs bazı Ortadoğu ülkeleri ülkemizi elimizden almaya çalışıyor. Teröristleri destekliyor. Onlara silah ve para yardımı yapıyor. Müslümanlar Müslümanları öldürüyor. Kabe’nin toprakları içerisinde bulunduğu İslam ülkesi olduğu iddia edilen Suudi Arabistan, Abd’nin orta doğuda yaptığı tüm askeri harekatların, tüm katliamların masraflarını karşılıyor. Türkiye, Abd Müslümanları daha rahat öldürsün diye Adana’daki İncirlik üssünü kullandırıyor. Hani nerede eşrefi mahlukat? Şeytan insanlar hakkındaki zannını haklı çıkarmış ve ondan daha üstün olduğunu Allah’a göstermişse, hani nerede kaldı insanın eşrefi mahlukatlığı… Nerede o eşrefi mahlukat olan insan evladı? Çıksın ve göstersin kendisini… Hz.İsa’nın dediği gibi: “Günahsız olanınız ilk taşı atsın!”…

[1] Ahzap 72

[2] Meleklerin Çeşitleri ve Özellikleri başlığında bu konuyu detaylıca inceleyeceğiz.

 Cüneyt Aktan

Kaynaklar:

1) Türkçe Kur’an Mealleri – http://kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp

2) Günümüz Müslüman Alemi…

16689 Toplam Görüntülenme 4 Günlük Görüntülenme
Facebooktwitterredditpinterestlinkedinmail

Leave A Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.