MEHDİ GELECEK Mİ?

Facebooktwitterredditpinterestlinkedinmail

untitled2

Hangi dine mensup olursa olsun, insanlık âleminin belli bir kısmı, büyük bir sabırla, dünyada yaşanan her türlü fitneyi, savaşı ve felaketi sona erdirip, mutlak barış ve huzuru sağlayacak olan bir kurtarıcının gelmesini bekliyor. Müslümanlardan bazılarının gelmesini beklediği bu büyük kurtarıcıya ise Mehdi Resül deniyor.

Sözlük anlamı olarak mehdi, hidayete eren, yani Allah’ın hidayet edip kendisini kötülüklerden arındırdığı, rahmet ettiği, hak ile batılı birbirinden ayırt edebilme ilimi bahşettiği, kendisine hakikatleri gösterdiği, doğru yoluna soktuğu, kendisine dost bellediği kişi demek.

Günümüzde neredeyse tüm İslam alim ve ariflerinin (!) yazdıkları kitaplarda ve herkesin kolaylıkla ulaşabildiği internette, mehdi resulün fiziksel özelliklerinden, ruhani özelliklerine, her türlü yapıp edeceğiyle ilgili binlerce sayfa bilgi ve hadis rivayet ediliyor.

Bu rivayetlere göre kıyamet yaklaştığında deccal gelecek, sanki bunu yapmaya gücü yetermişçesine sadece öldürmeye ve diriltmeye kadir olan Allah gibi bir genci öldürüp diriltecek, insanları Tanrı olduğuna inan­dıracak, şeytanla ve şeytan tıynetli insanlarla işbirliği yapacak, yeryüzünde zulüm, haksızlık, adaletsizlik ve ahlaksızlık oldukça yaygınlaşacak, insanların hemen hemen hepsi “Ve andolsun ki iblis, onlar hakkındaki zannını doğru çıkardı. Böylece inananlardan bir grup dışındaki herkes ona (şeytana) tâbî oldular.” (Sebe 20) ayetindeki gibi olacak, temiz ve ahlaklı kalmak isteyen tüm insanlar zulüm görecek, hayatından bezecek duruma gelecek.

İşte tam ümitlerin tükenmek üzere olduğu sırada haksızlığa ve zulme dur demek üzere Mehdi gelecek. Deccalın bozduğu her yeri ve her şeyi temizleyecek. Kur’an’a tabi olacak. İslam’a sonradan sokulmuş olan tüm rivayetlerle, hadislerle, adetlerle, gruplara ayrılmış tüm tarikatlarla, cemaatlerle, mezheplerle savaşacak, dini istismar ederek kendilerine dünyalık saltanatlar kurmuş bir takım insanların dini olmuş olan İslam’ı, yeniden yalnızca Allah’ın dini haline getirecek.  Çok sıkıntılar çekecek ama yeryüzü tıpkı cennet gibi olacak. Kurt ve kuzu bir arada yaşayacak. Bunun yanı sıra Mehdiye yardım etmek üzere Mesih (Hz. İsa) gelecek ve deccalı öldürecek. Daha sonra “Sen bunların imamısın, bu şeref sana verilmiştir” deyip, mehdinin imamlık ettiği cemaatte, mehdinin arkasında onunla birlikte şükür namazı kılacak. (¹)

Ne yazık ki doğru olup olmadığı tartışılan tüm bu bilumum hadisler ve rivayetler, Allah’ın “Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık!” (En’am 38), “Rabbinizden size indirilene uyun. Onu bırakıp başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!” (Araf 3), “Sana ne vahy ediliyorsa ona tabi ol.” (Yunus 109), “İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir ki, onları sana hak olarak okuyoruz. Hal böyle iken Allah’tan ve onun ayetlerinden sonra hangi hadise/söze inanıyorlar?!” (Casiye 6) dediği Kur’an’da yer almıyor. Ne iddia edildiği gibi böyle gelecek olan bir kişinin adı, fiziki özellikleri ve yapıp edeceği varsayılan olaylar vardır, ne de geleceği müjdelenip, adı peygamberimizin adıyla, babasının adı da peygambe­rimizin babasının adıyla aynı olan, üzerinde bulut dolaşacağı söylenen bir insanın bahsi geçer. Oysa Kur’ân’dan önceki tüm kutsal kitaplarda, kendisinden sonra gelecek olan peygamber adı, sanı, yapacakları ve diyecekleri ile apaçık bir şekilde müjdelenmiştir. 

Ancak ateş olmayan yerden duman çıkmaz dendiği gibi, Kuran’da insanların bu konu hakkında zanları üzerine tüm bu dedikoduları çıkarttıkları bir ayet vardır:

Furkan 30: “Ve resul: “Ey Rabbim! Kavmim şu Kur’an’ı terk edilmiş bir şey hâline getirdi” dedi.”  

Bu ayet üzerinden yola çıkarak Mehdinin geleceğini iddia eden insanlara göre peygamberimizin zamanındaki müşriklerin Kuran’ı terk etmesi imkânsızdır. Çünkü onun peygamberliğine ve getirdiği kitaba inanmayıp, onunla amel etmeyen bir kavim, zaten daha önce hiç inanmadığı bir şeyi terk edemeyeceği için, tüm bu bozulmalar, Kuran’ı terk etmeler, gruplara, cemaatlere, mezheplere, tarikatlara ayrılmalar ve resulün bu şikayeti, peygamberin ölümünden sonra olabilecek olan bir takım olaylardır.

Hz. Muhammed vefat ettiğinde onun dönemi şimdiki gibi Cahiliye devri değil, Asrısaadet dönemi olduğuna göre, Kuran’a inananların, sahip çıkanların, yaymaya çalışanların ve onunla amel edenlerin sayısı, bugün Kuran’a hakkıyla iman edip, sahip çıkanların ve onunla amel edenlerin sayısından çok daha fazla demektir. Öyle ise bu ayetten anlaşılan şudur ki, bunu söyleyecek olan resulün içerisinde doğup büyüdüğü kavim, günümüzde Kuran’dan ve gerçek İslam’dan uzaklaşıp, Kuran’da helak edilmeyi hak eden kavimlerin yaptığı tüm ahlaksızları yapmaya başlamış demektir. Bu ayet, onu şimdiki zamanlarda söyleyecek olan bir resulü, yani beklenen Mehdi as’ı işaret etmektedir. Ki bu bana göre de mantıklıdır. Elbette ki en doğrusunu Allah bilir.

Ancak Furkan Suresindeki ayetlerin devamını incelediğimizde, kavmi tarafından yalanlanmış ve dışlanmış tüm peygamberlerin kavminden şikâyetçi olduğu gibi, peygamber efendimizin de kendi kavminden şikâyetçi olduğunu ve sözlerin ona ait olduğunu görüyoruz.

Furkan 31-32: “Biz böylece her peygambere, suçlulardan bir düşman musallat ettik. Kılavuz ve yardımcı olarak Rabbin yeter. İnkâr edenler: Kur’an ona bir defada topluca indirilmeli değil miydi? dediler. Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle yaptık (parça parça indirdik) ve onu tane tane (ayırarak) okuduk.”

Ne yazık ki tüm peygamberlerde olduğu gibi, peygamberimiz zamanında da kendi kavminden ona düşman olan, onu ve getirdiği ayetleri inkar eden insanlar vardı. Onlar peygamberimizi delilik ile suçlamış, ayetleri kendi yazdığı şiirler olarak görmüş, o yüzden onu şiir olarak gördükleri Allah’ın ayetleriyle kendi haline bırakmışlardı. Dolayısı ile peygamberin peygamberliğini ve getirdiği ayetleri şiir olarak görüp inkar etmeleri, onların Kur’an’ı terk etmiş oldukları anlamına geliyordu. Peygamber efendimiz de üzüntüden, kimse kendisine ve Allah’ın ayetlerine inanmadığı için Rabbine öyle bir serzenişte bulunmuştu.

Ancak “Nebi/Peygamber ve Resul Karmaşası” adlı başlıkta, Allah’ın sadece peygamberlerine resul demediğini, peygamberlere inen kitapları tasdik edip, onlar ile amel eden, onları insanlara tebliğ eden tüm kullarına da resul diye seslendiğini ve Kuran’ın her devire hitap eden bir kitap olduğunu incelemiştik. Dolayısı ile buradan şu sonucu çıkartıyoruz; bugün bu ayeti herhangi bir kavim içerisinde yaşayan, hiç kimsenin tanımadığı, insanların kafasındaki Mehdi resul şekline hiç uymayan, Allah’ın herhangi bir mümin kulu da söyleyebilir. Sonuçta günümüzde gerçekten de neredeyse tüm İslam alemi Allah’ın kitabından uzaklaşıp, peygamber gelmeden önceki cahiliye devri ya da eski dinlerine geri dönmüş gibi yaşamaktadırlar. Hatta neredeyse tüm dünya! Dolayısı ile insanlar Kuran’ı terk edilmiş bir halde bırakıp (Furkan 30), şeytanı haklı çıkarmışlardır diyebiliriz (Sebe 20)…

Ancak burada unutulmaması gereken husus, Allah Kuran’da resulün sadece bunu dediğini ya da diyeceğini belirtmiştir. Kitaptan da bildiğimiz üzere resullerin görevi insanları Allah’ın yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağırıp, onlarla en güzel şekilde mücadele edip (Nahl 125), sadece ayetleri onlara tebliğ etmektir (Nur 54, Maide 99, Rad 40, Tegabün 12, Şura 48, İsra 105, Nahl 82).

Öyleyse kendisinden Kur’an’da “De ki: “Ben (Allah’ın) elçilerin(in) ilki değilim; ve (onların tümü gibi) ben de, bana ve size ne olacağını bilemem, sadece bana vahyolunana uyuyorum çünkü ben sadece apaçık bir uyarıcıyım”. (Ahkaf 9) diye bahsedilen bir peygamberin ümmeti, bütün bu Kur’an dışı kalan mehdi rivayetlerini nereden çıkarıyorlar çok merak ediyorum. Acaba Allah Hz.Muhammed’e Kuran dışında bizim bilmediğimiz bir başka kitap daha indirdi de, Hristiyanların gerçek İncil’i halktan saklayıp, onun üzerinde oynamalar yapıp, onu değiştirdikleri gibi bizim din adamlarımız da Kur’an’ı bizden mi sakladılar? Ya da ondan bir şeyleri çıkarıp, kendi elleriyle değiştirip, bize Kur’an diye bu halini mi verdiler? Hiç sanmıyorum.

Kur’an dışı kalan bütün bu saçmalıklar yetmezmiş gibi, ne yazık ki ayrıca geleceği iddia edilen mehdi resulün insanları hidayete erdire­ceği de iddia ediliyor. Oysaki Allah Kuran’da, dünya üzerindeki gelmiş, geçmiş ve gelecek olan hiç kimsenin insanları Allah’ın hidayetine erdiremeyeceğini, buna asla vesile olamayaca­klarını, çünkü buna gücü yetecek olan tek kişinin kendisi olduğunu söylüyor!

Öyle ise Allah, peygamberlerin sonuncusu olan Hz.Muhammed’e bile “Onları hidayete erdirmek sana ait değildir. Fakat Allah, diledi­ğini hidayete erdirir.” (Bakara 272) diye seslenip, insanları hidayete erdirecek olanın sadece kendisi olduğunu söylemişken, onun ayağının tozu bile olamayacak olan Mehdi resul nasıl insanları hidayete erdirebilir ki? Tövbe haşa Allah mı bu adam?!

Araf 43: “Hamd, bizi buna eriştiren Allah’a mahsustur. Eğer Allah’ın bizi eriştirmesi olma­saydı, biz hidayete ermiş olamazdık.”  

Yunus 9: “(Fakat) iman edip salih ameller işleyenlere gelince, Rableri onları imanları sebebiyle, hidayete erdirir.”  

Kehf 17: “Allah kime hidayet ederse işte o, doğru yolu bulandır. Kimi de şaşırtırsa, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın.” 

Meryem 76: “Allah doğruya erenlerin hidayeti­ni artırır.”  

Lokman 5: “İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” 

Sebe 50: “De ki: Ben eğer sapmışsam ancak kendi aleyhime sapmış olurum. Eğer hidayete ermişsem bu da Rabbimin bana vahyettiği sayesindedir.”  

Fatır 8: “Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirir.”  

Zümer 18: “Sözü dinleyip de onun en güzeline uyanlar var ya, işte onlar Allah’ın hidayete er­dirdiği kimselerdir. İşte onlar akıl sahiplerinin ta kendileridir.” 

Enam 84: “Biz ona İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik. Hepsini hidayete erdirdik. Daha önce Nûh’u da hidayete erdirmiştik. Zürriyetinden Dâvud’u, Süleyman’ı, Eyüp’ü, Yûsuf’u, Mûsâ’yı ve Hârûn’u da. İyilik yapanları işte böyle mü­kafatlandırırız.”  

Enam 86: “İsmail’i, İlyas’ı, Yûnus’u ve Lût’u da hidayete erdirmiştik. Her birini âlemlere üstün kılmıştık.”

Enam 88: “İŞTE BU, ALLAH’IN HİDAYETİDİR Kİ, KULLARINDAN DİLEDİĞİNİ BUNA İLETİP YÖNELTİR.” 

Demek ki, Allah sadece bir kişiyi değil, kendisine iman edip, doğru yoluna giren ve bu dosdoğru yolunda gidebil­mek için gayret gösteren tüm kullarını hidayetine erdiriyor. Onlar ayetlerden uzaklaşıp, heva ve hevesleri için şeytana uyup, doğru yoldan sapmadıkça, hem hidayetlerini hem de derecelerini arttırıyor. Bu hidayete erdirdiği kullar da kendi içlerinde derece derece birbirlerinden yüksek oluyorlar.

Yusuf 76: “Biz dilediğimiz kimsenin derece­lerini yükseltiriz. Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.” 

Mademki mehdiyete yani hidayete ulaşmanın anlamı bu, o halde Allah’ın yeryüzünde sadece bir kişiyi mehdi eylediği ve hidayetine erdirdiğini düşünmek büyük bir yanılgıdır. Şu anda dün­yada Allah’ın hidayetine erdirdiği değişik ırklardan, dillerden ve dinden ilim sahibi milyonlarca insan olabilir.

Bakara 62: “Şüphesiz, inananlar (Müslüman­lar) ile Yahudiler, Hristiyanlar ve Sâbiîlerden (her bir grubun kendi şeriatında) “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işle­yenler için Rableri katında mükafat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır” 

Rad 7: “Her kavim içinde bir yol gösteren vardır.” 

Yol gösteren derken de, onları hidayete erdirebilecek ve doğru yola sokabilecek olan değil, hidayete giden yolu tebliğ eden, öğüt veren, anlatan, gösteren insanlar demek isteniyor. Aksi takdirde Allah daha önce din nedir, kitap nedir bilmediği halde, kendisine İslam fıtratı üzerine eksiksiz olarak gönderdiği Kuran’ı vahyedip, onu Kur’an ile en büyük hidayete ve kemale erdirdiği, son nebisi Hz.Muhammed’e aşağıdaki ayetlerle seslenmezdi: 

Kasas 56: “Şüphesiz sen sevdiğin kimseyi doğru yola iletemezsin. Fakat Allah, dilediği kimseyi doğru yola eriştirir. O doğru yola gelecekleri daha iyi bilir.”

Nahl 9: “Doğru yolu göstermek Allah’a aittir. Yolun eğrisi de vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.”

Kehf 6: “Demek sen, bu söze (Kur’an’a) inan­mazlarsa, arkalarından üzülerek âdeta kendini tüketeceksin!”  

Kehf 57: “Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.”  

Fatır 8: “Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirir. (Ey Mu­hammed!) Onlar için duyduğun üzüntüler yüzünden kendini helak etme!” 

Zümer 19: “Hakkında azap sözü (hükmü) gerçekleşenler, hiç onlar gibi olur mu? Cehen­nemlikleri sen mi kurtaracaksın?” 

Kısaca “onlar hidayete eremiyorlar ya da sen bir insan olarak onları hidayete erdiremiyorsun, doğru yolu gösterip, doğru yola sokamıyorsun, onları kurtaramıyorsun diye kendini üzme. Çünkü onları/ insanları hidayete erdirecek ve doğru yola sokacak olan sadece benim” diyor Cenab-ı Hak.

Öyleyse, hangi mucizeyi gerçekleştirirlerse gerçekleştir­sinler, hangi gerçeği anlatırlarsa anlatsınlar, kitapta da yaz­dığı gibi hiçbir peygamber insanları hidayete erdiremiyor ve doğru yola sokamıyorsa, Allah’ın Cebrail(A.S) aracılığı ile peygamberlere indirmiş olduğu kitapların tümünü okuyup tasdik eden, onların Allah katından olduğuna şahitlik edip, onlarla amel eden, kendi zanlarınca kitabı insanlara açıklayabilen, her kavim içerisinde bulunan, bu hidayete erdirilmiş ilim sahibi alimler, arifler ve resuller mi insanları Allah’ın hidayetine ulaştıracaklar? (Bakınız Âl-i İmrân 81 : “Hani, Allah nebilerden (pey­gamberlerden), “Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğru­layan bir resul (elçi) geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz” diye söz almış ve “Bunu kabul ettiniz mi; verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi?” demişti. Onlar, “Kabul ettik” demişlerdi. Allah da, “Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım” demişti.”) 

Hayır, ulaştıramayacaklar, çünkü Kuran’daki gerçek, inanılanın tam tersidir: 

Yûnus 35: “De ki: Allah’a koştuğunuz ortakla­rınızdan hakka iletecek olan bir kimse var mı? De ki: ‘Hakka Allah iletir.’ Öyle ise, hakka ileten mi uyulmaya daha layıktır, yoksa iletilmedikçe doğru yolu bulamayan kimse mi? Ne oluyor size? Nasıl hüküm veriyorsunuz?”  

Furkan 3: “(İnkar edenler), Allah’ı bırakıp hiçbir şey yaratmayan ve zaten kendileri yaratılmış olan, üstelik kendilerine fayda ve zararları dokunmayan, öldürmeye, yaşatmaya ve ölüleri diriltip kabirden çıkarmaya güçleri yetmeyen ilahlar edindiler.” 

İsra 57: “Onların yalvardıkları bu varlıklar, “hangimiz daha yakın olacağız” diye Rable­rine vesile ararlar. Onun rahmetini umarlar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı gerçekten korkunçtur.” 

Bu durumda, geleceği iddia edilen mehdi resulün hakkındaki tüm bu rivayetler ve insanları hidayete erdirecek bir insan olacağı konusu Furkan 30: “Ve resul: “Ey Rabbim! Kavmim şu Kur’an’ı terk edilmiş bir şey hâline getirdi” dedi.” ve Hicr 91: “Onlar Kuran’ı da inanılan, inanılma­yan olarak kısım kısım ayırdılar.” ayetlerindebildirildiği gibi ayetlerin bir kısmına iman edip, bir kısmına iman etmemekten ve Kuran’ı terk etmekten başka birşey olmayıp, Allah’a, İslam’a ve kitaba ters bir konu olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. 

* * *

Allah’ın Cum’a 5: “Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etme­yenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah’ın âyetlerini inkar eden topluluğun hali ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” de dediği gibi, Kur’an’daki ayetler yerine türlü insanlara ve onların kendi zanlarınca rivayet edip yaz­dıkları tüm sözde hadis ve kitaplara Kur’an’ın ayetlerine inanırmış gibi inananlar diyorlar ki; “İslam peygamberi Hz.İsa geldiğinde mehdiye tabi olacak, onunla birlikte savaşacak, Deccal’i öldürecek ve sonra “sen bunların imamısın, bu şeref sana verilmiştir” deyip onun arkasında namaz kılacak.”

Allah’ın, kendisini Ruhu’l-Kudüs Cebrail(A.S) ile desteklediği, hidayetrehberi olarak İncil’i verdiği, Allah’tan başka hiç kimseyi kendilerine vekil ve dost edinmemelerini emret­tiği ulul-azm peygamberlerinden birisi olan Hz.İsa, neden Allah’tan başka hiçbir dostu, velisi, vekili ve de mürşidi yokmuş gibi, gidip mehdiye tabi olsun, mehdiye biat etsin ve onun müridi gibi hareket etsin? Neden zamanında kendisinin Allah’ın gönderdiği hak bir resulü ve nebisi olduğuna iman edip, kendisine tabi olup, yardımcı olan on iki havarisi gibi, o da Mehdi resule iman edip, ona tabi olup, kendi yaydığı ve çok iyi bildiği Allah’ın dinini yaymak için ona yardım etsin?

Acaba Hz.İsa kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i bilmeden, kitap nedir, iman nedir, abdest nedir, hidayet nedir bilmeden geri gelecek de, Hz. Muhammed’e, kendisine ve kendisinden öncekilere verilen kitapları tasdik edip, onları halka açıkla­yacak olan, Allah dilemedikçe ne kendisi hidayete erebilecek ne de herhangi birisini hakka iletmeye gücü yetmeyecek, kendisi gibi Allah’ın bir kulu olan mehdi resule, tarikatlardaki mürşit mürit ilişkisindeki gibi tabi olup, onun müridi mi olacak? Onun cemaatinde bulunup, onu desteklediğini mi söyleyecek, onun arkasında namaz mı kılacak?

Mehdi bir ulul azm peygamber, Hz.İsa da Cebrail(A.S) gibi bir melek mi ki ufukta asılı dururken, gökten inip, aslı suretinden çıkıp, insan kılığına bürünüp, mehdiye gitsin ve Allah ona nübüvvet verir gibi gidip onu seçsin ve peygamber ilan etsin? Allah’ın izniyle Cebrail (A.S)’ın kendisini desteklediği gibi o da onu desteklesin? Neden Hz. İsa Allah dururken, gidip bir insana tabi olup, ona kulluk etsin? 

Âl-i İmrân 79-80: “Allah’ın, kendisine Kitab’ı, hükmü (hikmeti) ve peygamberliği verdiği hiçbir insanın, ‘Allah’ı bırakıp bana kullar olun’ demesi düşünülemez. Fakat (şöyle öğüt verir:) ‘Öğretmekte ve derinlemesine incele­mekte olduğunuz Kitap uyarınca rabbânîler (Allah’ın istediği örnek ve dindar kullar) olun.’ Onun size, ‘Melekleri ve peygamberleri ilahlar edinin.’ diye emretmesi de düşünülemez. Siz müslüman olduktan sonra, o size hiç inkârı emreder mi?” 

Müslümanların ve insanların büyük bir çoğunluğu, na­sıl oluyor da tüm hükümdarlıkları ve yönetim sistemlerini eleştirip, insanların Allah’tan başkasını dost ve vekil edin­memeleri, Allah’tan başkasına kulluk etmemeleri gerektiğini tebliğ eden, piramitin tepesine yerleştirilmiş olan insanların tüm sistemlerini yıkmaya gelmiş, bu uğurda ölümü bile göze alabilen koskoca bir ulul-azm peygamberine, resulüne, nebisine böyle bir rol veriyor anlamak mümkün değil. Olsa olsa bunun tam tersi olması gerekir. Tersi olması gerekir çünkü peygamberler mi Cebrail as’ın getirdiklerine tabi oluyorlardı yoksa Cebrail mi kitap nedir, iman nedir bilmeyen peygamberlere tabi oluyordu? Şüphesiz peygamberler Cebrail’e ve onun getirdiği Allah’ın ayetlerine tabi olup, uyuyorlardı. Öyleyse bu mantığa göre, eğer Hz.İsa gökten bir melek gibi gelip, Mehdi resule nübüvvet verir gibi onu seçip yüceltecekse, tüm peygamberlerin Cebrail’e ve getirdiklerine uyduğu gibi, Mehdinin de Hz.İsa’ya uyması gerekir.

Ayrıca Allah Kuran’ı Kerim ile dinini tamamlamış, İslam’ı yeryüzünde kemale ve hidayete erdirmiş, İslam’da hiçbir ek­siklik bırakmamışsa (Maide 3), Hz.Muhammed peygamberlik görevin­de neyi yarım bırakıp, neyi tamamlayamadan eksik bırakıp vefat etmiş olabilir ki? İslam’da ne gibi bir eksiklik vardır da, Kur’an’ın ve Hz.Muhammed’in bu dünyada yapamadığını, Hz.İsa ile birlik olup, onun desteği ile tamamlayacak ve yerine getirecek olduğu iddia edilen bir mehdi resule ihtiyaç vardır?

Acaba İslam’da eksik olan, apaçık anlaşılır bir şekil­de indirilmiş olan Kur’an ya da onun ayetlerini bizlere anlatacak olan bir resul (Bakara 129) değil de, insanların kalplerindeki Allah’a, O’nun meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine olan imanları mıdır? Yani kendisini geliştirmeyen, Allah’a yakışır bir kul olmaya çalışmayan ve Kuran’ı terk edilmiş bir hale getirmiş olan insanın ta kendisi midir acaba gerçekte eksik olan?

Peki neden kurtuluşa ermek ve bir şeyleri düzeltmek için sürekli birilerini bekliyoruz, böyle birisinin gelmesini ümit ediyor ya da birilerine ihtiyaç duyuyoruz ki?

Ya aslında hayatımızda ve dünyamızdakileri düzeltebile­cek yegâne güç yine kendimiz isek? Hayatımızı değiştirecek güce ve inanca sahip olmadığımızı düşünerek, kılımızı bile kıpırdatmadan, acizce bekleyip ya da bencilce sadece kendi şahsımızı kurtarmayı planlayarak, nasıl dünyadaki ve hayatı­mızdaki tüm olumsuzlukların düzelmesini bekleyebiliriz ki?

Neden bazı Hristiyanlar ve Yahudiler gibi yeryüzünde her türlü günahı ve bozgunculuğu iş­leyip, bir insanın gelip bizi tüm günahlarımızdan arındırma­sını beklemek yerine, hakiki bir Müslüman ve mümin olmak, doğru düzgün bir insan olmak, peygamberler, veliler, müminler, alimler, arifler, sıddıklar, şahitler, sâlihler gibi Allah’a yakışır bir kul olmaya çalışmak kimsenin aklına gelmiyor?

Hep bir beklenti içindeyiz. Biz, yan gelip yatalım, biri gelsin bizi kurtarsın, bize dinimizi anlatsın. İşin aslı, bana göre o kadim zamanlardan kalan bir görüş olan, Hz.İsa’nın kendisine tabi olup, arkasında namaz kılacağı, Livaül-hamd (şükür) sancağını açıp, inananları bayrağının altında toplayacak olan o beklenen mehdi, ahir zaman peygamberi ve nebi resullerin sonuncusu Hz.Muhammed Mustafa(S.A.V) idi. Onun ümmeti olarak bize düşen görev, yaşamımızı en güzel bir şekilde değerlendirip, üretken olup, aklımızı çalıştırıp, insanlara faydalı olmak ve geleceğe güzel bir miras bırakmaktır. İşte o zaman mehdi sen, mehdi ben ve mehdi bizler oluruz.

Aslında hepimiz birer birey olarak, Allah’ın kulu, yeryüzündeki halifesi ve elçileriyiz. Keşke bunu anlayabilsek…

Yok, illaki bir mehdi arıyoruz diyorsanız, size gerçek mehdinin kim olduğunu itiraf ediyorum. Bu gizli gerçeği öğrenmeye hazır mısınız? Gerçek mehdi, her okuyan insanı Rabbi’ne yaklaştıran, Allah’ın hidayetine ve doğru yoluna sokmaya vesile olan, bizzat içeriğinde “hidayet rehberi” ve “Allah’ın ipi” olarak adlandırılan, tüm peygamberlerin özel­liklerini, ahlakını taşıyan, onları yücelten, kendisinden önceki tüm kitapları ve peygamberleri tasdik edip, koruyup, kollayan, onların sözlerini tekrarlayan ve tamamlayan, tüm insanların ve müminlerin biat edip, onu yaymaya çabala­ması gereken, yeryüzünde Allah’ın adını en çok anan, Allah’ı ve O’nun dinini layıkıyla anlatan, hak ile batılı birbirinden en güzel şekliyle ayırıp, herkese karşı adaletli bir hâkim ve hakem olan, her türlü tahrip etme çalışmalarına, tuzağa ve kendisine açılmış olan savaşa rağmen, Allah’ın kendisini koruduğu ve himayesi altına aldığı, Allah’ın nuru ve ruhu, kendi katından indirmiş olduğu Kur’an’ın ta kendisidir.

Hergün O’na, yani mehdiye bakıp durduğumuz ve O’na tabi oldu­ğumuz halde, yani Allah bizimle Kur’ân’la muhattap olduğu halde, bizi Allah’a yaklaştıracak, Allah’ın hidayetine erdirecek, Allah’ın doğru yoluna sokacak diye Allah’ın nuru ve ruhu olan “Kur’an’dan” başkasını arıyor, Kur’an’dan başkasını kendimize mürşid ve resul ediniyor, Kur’an’dan başkasına muhtaçlık duyuyor, Kur’an’dan baş­kasına tabi olup, Allah ile aramıza Kur’an’dan başka aracılar arayıp koyuyor, O’nu bir türlü göremiyor, tanıyamıyor ve O’na layık olamıyoruzdur belki de kim bilir?

Bunca zamandır peygamberimizin ve onun izinden giden tüm evliyaların, velilerin, alimlerin, ariflerin ve ilim sahiplerinin bile kendisine tabi oldukları mehdilerin mehdisi, Allah’ın nuru büyük alim Kur’an’a tabi olmuştuk, yani Cebrail(A.S)’ın Al­lah katından getirdiği ilime tabi olmuştuk, ondan ilimlenip nasipleniyorduk da, bir şekilde Allah’ın kalplerini ve kulak­larını ona karşı perdeleyip, kendisini kör ve sağır olanlardan eylediği, hak yolundan saptırıp, kendisine iblisi musallat edip, yaptığını süslü ve güzel gösterdiği, kendisini böyle bir kurta­rıcının arayışında ve beklentisinde bıraktığı kullarından birisi mi olduk diye kendimizi sorgulamamız gerekiyor belki de. 

Sebe 50: “De ki: “Ben eğer sapmışsam ancak kendi aleyhime sapmış olurum. Eğer hidayete ermişsem bu da Rabbimin bana vahyettiği (KUR’AN) sayesindedir.”

Âl-i İmrân 103: “Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölün­meyin.”

İsrâ 88: “De ki: “Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine onun benzerini getiremezler.”

Furkân 6: “(Ey Muhammed!), De ki: “O kitabı göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüp­hesiz O, bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

Yûnus 37: “Bu Kur’an, Allah’tan (indirilmiş olup) başkası tarafından uydurulmamıştır. Fakat o kendinden öncekileri doğrulayıcı ve Kitabı (Allah’ın Levh-i Mahfuz’daki yazısını) açıklayıcı olarak, indirilmiştir. Bunda hiçbir şüphe yoktur. (O) âlemlerin Rabbi tarafın­dandır.” 

İbrahim 1: “Bu Kur’an, Rablerinin izniyle in­sanları karanlıklardan aydınlığa, mutlak güç sahibi ve övgüye layık, göklerdeki ve yerdeki her şey kendisine ait olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır.”  

Nahl 102: “De ki: Kur’an’ı; Ruhul Kudüs (Cebrail) Rabbinin katından, inananların inançlarını pekiştirmek, Müslümanlara doğ­ruluk rehberi ve müjde olmak üzere gerçekle indirmiştir.”  

Bakara 97: “De ki: Her kim Cebrail’e düşman ise, bilsin ki o, Allah’ın izni ile Kur’an’ı; önceki kitapları doğrulayıcı, mü’minler için de bir hidayet rehberi ve müjde verici olarak senin kalbine indirmiştir.”  

Bakara 185: “(O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği Ramazan ayıdır.”

Tevbe 33: “O, Allah’a ortak koşanlar hoşlanma­salar bile dinini, bütün dinlere üstün kılmak için, peygamberini hidayetle ve hak dinle gönderendir.”  

Fetih 28: “O, Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderendir. (Allah) o hak dini bütün dinlere üstün kılmak için (böyle yaptı). Şahit olarak Allah yeter.”  

Ali-İmran 3-4: “O, sana Kitab’ı hak ve kendisin­den öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, daha önce Tevrat’ı ve İncil’i insanlar için birer hidayet olarak indirmişti. Furkan’ı da indirdi.”  

Ali-İmran 138: “Bu (Kur’an), insanlar için bir açıklama, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için bir hidayet ve bir öğüttür.”  

Maide 46: “O peygamberlerin izleri üzere Mer­yemoğlu İsa’yı, önündeki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak gönderdik. Ona, içerisinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat’ı doğrulayan, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için doğru yola iletici ve bir öğüt olarak İncil’i verdik.”  

Enam 91: “Allah’ın kadrini gereği gibi bile­mediler. Çünkü, “Allah hiç kimseye hiçbir şey indirmedi” dediler. De ki: “Mûsâ’nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği, parça parça kağıtlar haline koyup ortaya çıkardığınız, pek çoğunu ise gizlediğiniz; (kendisiyle) ne sizin, ne babalarınızın bilmediği şeylerin size öğre­tildiği Kitab’ı kim indirdi?”  

Enam 154: “Sonra iyilik yapanlara nimeti ta­mamlamak, her şeyi açıklamak, hidayet ve rah­mete erdirmek için Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik ki Rablerinin huzuruna varacaklarına iman etsinler.”  

Enam 157: “ ‘Eğer bize kitap indirilsey­di biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk’ demeyesiniz, diye bu Kur’an’ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi.” 

Araf 154: “Mûsâ’nın öfkesi dinince (attığı) levhaları aldı. Onların yazısında Rableri için korku duyanlara bir hidayet ve bir rahmet vardı.” 

Araf 203: “Bu (Kur’an âyetleri) Rabbinizden gelen basiretlerdir (Gönül gözlerini aydınlatan nurlardır.) İman edecek bir topluluk için bir hidayet kaynağı ve bir rahmettir.” 

Mü’minun 49: “Andolsun, hidayete ersinler diye Mûsâ’ya Kitabı (Tevrat’ı) verdik.”  

Neml 2-3: “Kur’an, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahirete de kesin olarak ina­nan mü’minler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir.”

Neml 77: “Şüphesiz o (Kur’an), elbette mü’minler için bir hidayet ve bir rahmettir.”  

Kasas 43: “Andolsun, ilk nesilleri yok ettik­ten sonra Mûsâ’ya -düşünüp ibret alsınlar diye- insanların kalp gözünü açan deliller ve bir hidayet rehberi, bir rahmet olarak Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik.”  

Kasas 85: “Kur’an’ı sana farz kılan Allah, şüp­hesiz seni dönülecek bir yere döndürecektir. De ki: Rabbim hidayetle geleni ve apaçık bir sapıklık içinde olanı daha iyi bilir.” 

Lokman 2-3: “Bunlar, hikmet dolu Kitab’ın; iyilik yapanlara bir hidayet ve rahmet olarak indirilmiş âyetleridir.”

Sebe 50: “De ki: Ben eğer sapmışsam ancak kendi aleyhime sapmış olurum. Eğer hidayete ermişsem bu da Rabbimin bana vahyettiği sayesindedir.”  

Zümer 23: “İşte bu Kur’an Allah’ın hidayet rehberidir. Onunla dilediğini doğru yola iletir. Allah kimi saptırırsa artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur.”  

Mü’min 53-54: “Andolsun, biz Mûsâ’ya hidayet verdik. İsrailoğulları’na da, akıl sahipleri için bir öğüt ve doğruluk rehberi olarak o kitabı (Tevrat’ı) miras bıraktık.”

Fussilet 44: “De ki: O, inananlar için bir hidayet ve şifâdır. İnanmayanların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur’an onlara kapalı ve an­laşılmaz gelir.”  

Câsiye 11: “İşte bu (Kur’an) bir hidayettir.”  

Casiye 20: “Bu Kur’an, insanlar için kalp gözle­ri (konumundaki bir nur), kesin olarak inanan bir toplum için de bir hidayet ve bir rahmettir.”

Cin 13: “Gerçekten biz hidayet rehberini (Kur’an’ı) işitince ona inandık. Kim Rabbine inanırsa, artık ne hakkının eksik verilmesin­den, ne de haksızlığa uğramaktan korkar.”  

Kamer 17, 22, 32, 40: “Andolsun biz, Kur’anı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?”  

HADÎD 29: “BUNLARI AÇIKLADIK Kİ, KİTAP EHLİ, ALLAH’IN LÜTFUNDAN HİÇBİR ŞEYİ KENDİLERİNE HAS KILMAYA GÜÇLERİNİN YETMEYECEĞİNİ VE LÜTFUN, ALLAH’IN ELİNDE OLDUĞUNU, ONU DİLEDİĞİ KİM­SEYE VERECEĞİNİ BİLSİNLER. ALLAH BÜYÜK LÜTUF SAHİBİDİR.”

Cüneyt Aktan

Kaynaklar:

1) Kıyametin Üç Büyük Habercisi Deccal- Mehdi- Mesih, Dr. Arif Arslan, Anatolia Kitap, 2012

2) Kur’an-ı Kerim ve Meali, Mehmet Nuri Yılmaz, Horo Yayıncılık, Açıklamalı 2.Baskı, Ankara-2000

3) Üçü Birarada Kur’an-ı Kerim (Arapça-Meal-Türkçe Okunuşu), Elmalı’lı Muhammed Hamdi Yazır, Kabe Basın Yayın Dağıtım

4) http://www.kuranmeali.org/kuran_meali.aspx

2204 Toplam Görüntülenme 2 Günlük Görüntülenme
Facebooktwitterredditpinterestlinkedinmail

9 comments on “MEHDİ GELECEK Mİ?”

  1. Ilkay Reply

    Iyi günler!
    Kuran mealleri bile carpitilmis bir cok mealleri kiyasladiginizda farkli anlamlar cikiyor.kuran terk edilmis okuyanlarin cogu da okudugunu anlamiyor..
    Azhap suresinde 7.ayette Hz.Muhammedden de söz aliniyor ve Ali Imran 81.ayetle kiyasladiginizda her bir nebiden söz almistik kitaplari tasdik edici resul geldiginde ona yardim etmeleri kousunda …siz Hz.Cebrail oldugunu söylüyorsunuz yani nebiler Hz.cebraile mi yardim ettiler Hz.Muahmmed dahi olmak üzere?nasil anlamaliyim bunu?

    • CuneytAktan Reply

      Sn İlkay

      Hz.Muhammed Cebrail as’ın ona indirdiğini Allah’tan gelen bir kitap olarak tasdik edip onayladığı ve kavmine aktardığı için evet aslında dediğiniz gibi Hz.Muhammed’de Cebrail as’a yardımcı olmuş oluyor…

      Ancak örnek verdiğiniz ayetlerde, Allah “kendisine kitap verdiğim nebilerden söz aldım” diyor. Allah’ın nebilerden aldığı bu söz, onlara indirilen kitabı tasdik eden resullerin ortaya çıkacak olması ve peygamberlerin de onlara yardımcı olacağı… “Nebi ve resul arasındaki fark” adlı yazımızda nebi nedir resul nedir yeterince açıkladık. Kısacası demek ki nebi/peygamber olan Hz.İsa’ya indirilen İncil’i tasdik edip onaylayan ve kavimlerine kendi dillerinde İncil’i tebliğ edip anlatan 12 havarisi/Allah’ın resulü gibi, Hz.Muhammed’e indirileni de tasdik edip onaylayan ve kendi kavimlerine kendi dillerinde anlatan havariler/resuller vardır ve Allah’ın izni ile her daim var olacaktır… Peygamberin zamanında yaşayıp, ona ilk inanan sahabeleri, onun Allah’ın nebi resulü olup, ona indirdiği kitabı tasdik edip, ona ve kitaba inandıkları, ayetleri kendi kavimlerine/ ailelerine anlattıkları, yaydıkları, öğrettikleri için onlar da bir resuldür…

  2. Ilkay Reply

    Rasulun musaddiqun tasdik edici resul ayni zamanda hidayet edici rasul diyerekten de tercümesi yapiliabiliyor bu zamana kadar kitaplari tasdik edici insan olarak gelmistir.bu tastik nebilere özel bir durum gibi yansitiyorsunuz …
    Resuller yani kurani ögretenler bugün de var demissiniz ama farkindaysaniz insanlar kime ve neye inanacaklarini sasirmis durumda cünkü herkes.kendince mana yükleyip farkli yorumlar yapiyor.kuranin mesaj tektir ve tek dogru vardir…
    Diyorsunuz ki ayete göre Allah diledigine hidayet verir diledigini saptirir o zaman adalet sifatinin ne anlami kaldi?saptirdiklari o zaman Allah saptiriyor diyerek Allaha iftira atmis olmuyor muyuz?irade nerde kaldi?Allah kullarinin kötü olmasini mi istiyor ki?kötü olmasini istiyor niye onca peygamber vasitasiyla insanlari uyariyor?meallerde sorun oldugunu fark.etmiyor musunuz?Allah kulunun secimine göre yaratiyor…
    Birisi gelecek demiyorum ama bu ayetler azhap 7 ve Ali imran 81 carptiriliyor ve ne denmek istedigi kimse tarafindan .net anlasilmiyor bir ayette Ruh (Cebrail)ve melekler kiyamda dururlar ve Allahin uzun verdigi disinda kimse konusamaz burda ne denmek istenio iyi düsünmek lazim
    Iyi günler

    • CuneytAktan Reply

      Merhaba Sayın İlkay

      Meallerde bir sorun olduğuna inanmıyorum. Tüm çalışmalarımı karşılaştırmalı Kur’an çeviri sitelerinden yaparım. Ayetlerin tüm çevirilerini okurum. Kendisini Mehdi ilan etmiş, Allah gibi insanları hidayete erdireceğini iddia eden ve kendisini Allah’a, Cebrail as’a ve meleklere ortak koşan İskender Ali Mihr dışında Kur’an’da bir değişiklik yapan, ekleyen, çıkaran görmedim. Bir de peygamber ve resul kavramı çok karıştırılıyor. Resulü peygamber diye çeviriyorlar. Bunların dışında bir anlam bozukluğu yok. Hepsi aynı çeviriyi yapmış. Kur’an’da yapılan tek değişiklik Kur’an’ın indiriliş sırasına göre değil de, Fatiha ile başlaması ve surelerin sırasının karıştırılmasıdır. Böylece sıralama karıştırılarak, insanların da kafası karıştırılmıştır…

      Ayrıca evet her şey Allah’tan. Allah “insanların ve cinlerin birçoğunu cehennem için yarattığını” ayetlerde söylüyor. “Attığın zaman sen atmadın Allah attı” diyor. “Allah istediğini hidayete erdirir” diyor. “Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah, azabı akıllarını (güzelce) kullanmayanlara verir.” diyor. “Allah’ın izni olmaksızın hiçbir musibet başa gelmez. ” diyor. Her şey Allah’tan… Allah’a erdiğiniz ve eşyayı tanıdığınız zaman, yaratılanı yaratandan dolayı seversiniz ve kötülüğe bile farklı gözle bakarsınız… Musa as ile Hızır kıssası var Kur’an’da. Hızır gemiyi deliyor, çocuğu öldürüyor, duvarı örüp çocukların hazineye ulaşmasını engelliyor. Musa as sen neden böyle kötülük yaptın diyor, Hızır as işin görünmeyen yüzünü anlatınca Musa as şok oluyor. Yani hiçbirşey göründüğü gibi değildir. Şer zannettiğiniz şey hayır olabilir.

      Ayrıca “Allah pisliği aklını kullanmayanların üstüne bırakır. ” Allah Kur’an’da sürekli aklı kullanmaya ve ilimde derinleşmeye çağırır. Ama insanlar ne Kur’an’ı okurlar ne de ilim irfan peşinde koşarlar… Yani kötülük de Allah’tan evet ama onu aklını kullanmayanların üstüne bırakırım diyor. Müslüman aklını kullanacak yani kardeşim. Okuyacak, araştıracak, sorgulayacak, öğrenecek, hayatın içinde pişecek, hatalarından ders alacak, tekrarlamayacak. Ayetleri TÜrkçe okuyup Allah ne demek istiyor öğrenin. Evrenin, gezegenlerin, dünyanın, bitkilerin, böceklerin, hayvanların, insanların nasıl yaratıldığını bilim ile öğrenin. Ondan sonra Kur’an’ı okuyunca hakkıyla anlarsınız.

      İnsanlar kime ve neye inanacağını şaşırmış durumda demişsiniz. O yüzden TÜRKÇE KUR’AN’I KERİM OKUYUN, ONA TABİ OLUN, BAŞKA DOSTLARA UYMAYIN, KUR’AN’I KENDİNİZE MÜRŞİD EDİNİN diyorum, daha ne diyeyim. Siz mi anlamak istemiyorsunuz ne dediğimi bir türlü anlayamadım… Yazdıklarımı iyi okuyun lütfen… 30 küsür ayet yazmışım oraya Kur’an okumakla ilgili…

      Ayrıca hidayet edici resul yoktur. Resul sadece hidayete giden yolu gösterebilir. Hidayet Allah’a aittir. Apaçık Kur’an’da yazar… “Onları hidayete erdirmek sana ait değildir. Fakat Allah, diledi­ğini hidayete erdirir.” (Bakara 272). Kim ben hidayete erdiririm diyorsa kendisini Allah’a ortak koşmuştur…

      Azhap 7 ve Ali imran 81 carptiriliyor ve ne denmek istedigi kimse tarafindan .net anlasilmiyor demişsiniz. Eğer siz daha iyi biliyor ve anlıyorsanız anlatın da öğrenelim, aydınlanalım…

      Tasdik meselesini nebilere özel bir durum gibi yansıtmıyorum, aksine daha önceki nebilere verilen kitaplara iman edip onlar ile amel eden, hüküm veren, ayetleri insanlara kendi dillerinde tebliğ eden alimlerin, ariflerin, şahitlerin ve resullerin olduğunu, yeni bir nebi geldiği zaman bunların o nebiye ve ona verilen kitaba iman edip, o kitabın Allah katından olduğunu tasdik ettiklerini söylüyorum yazımda. Siz dediklerimi ya yanlış anlıyorsunuz ya da bilerek çarpıtıyorsunuz…

      • Ilkay Reply

        Türkce kuran cevirileri dogru?
        Allah 9yasindaki cocuklarla evlenebilirsiniz diyor öyle mi?kadinlari dövebilirsiniz diyor öyle mi?kadinlar erkegin yarisi diyor istediginiz gibi assagilayabilirsiniz diyor öyle mi?yeryüzünde ne kadar müsrilk varsa öldürün diyor öyle mi?zina yapanlari öldürün diyor öyle mi? bunu siralayip giderdim simdi ama bu kadari ne anlatmaya calistigim anlasilsin diye yeterli sanirim…
        Türkce meallere o kadar güvenmeyin bende karar verdim arapca ögrenicem insallah …
        Dediginiz kitaplari tasdik Eden ve ögreten resuller gelmis aynen öyle de anlamadigim Ali imran 81 de niye cogul kullanilmamis ben anlamaya.calistigim icin soruyorum zaten..ve bu ayete dayanarak mi bu Hz.cebrail diyorsunuz?iyi de o bir melek

        • CuneytAktan Reply

          Sn İlkay, Kur’an’da 9 yaşındaki çocuklarla evlenebilirsiniz yazmaz, yeryüzünde ne kadar müşrik varsa hepsini öldürün yazmaz. Zina yapanları öldürün yazmaz. Bunlar Kur’an değil peygamberin söylediği rivayet edilen hadislerdir ki o bile böyle şeyler söylemez. Bunlar Kur’an’ı Arapça okumanızı söyleyip, ondan bir şey anlamadığınız için kendilerine danıştığınız, din ile nemalanan, kitaptaki gerçekleri gizleyen tarikatların cemaatlerin ve onların başlarındaki şeyhlerin şıhların ve akıllarını kullanamamış atalarından duydukları ile din diye amel eden insanların uydurmalarıdır. Siz dini Kur’an’dan değil, atalarınızdan duyduğunuzla yaşıyorsunuz sanırım, kafanızın karışıklığı bundan.

          • Ilkay

            Tercümelerden yola cikarak bu manalari cikaranlardan bahsediyorum ben kurani yorumlayanlardan bahsediyorum ben!! Ve yine bu yalanlari kuran üzerinden yapanlardan bahsediyorum ben.ne demek istedigimi ayet sunarak aciklamaya calisicam o cok güvendiginiz tercümelere dayanarak yazik degil mi günah degil mi?onca insanin hakkina girip sapmalarina sebep olmak ?Allah böylelerinin serrinden korusun!Allah adina yalan söyleyenlere itibar etmedim …ilim irfanla ugrasilacagina millet sümükü serif ve diski serifle ugrasio kafayi yememek mümkün degil!!i yunus 100den bahsettiniz insanlar niye sasiriyor ki?
            Yanlis anladiniz tercümelere güvenmedigim icin arapca ögrenmeye karar verdim dedim ve sizde tercümelere o kadar güvenmeyin dedim hepsi bu neyse Allah yolunuzu acik etsin!!

          • CuneytAktan

            Sn İlkay, açıkçası cevabınızı ilk okuduğumda “açıklamaya çalışacağım o cok güvendiginiz tercümelere dayanarak yazik degil mi günah degil mi?onca insanin hakkina girip sapmalarina sebep olmak ?Allah böylelerinin serrinden korusun!” sözlerini bana söylüyorsunuz zannettim. Sanırım anlatım üslubunuz biraz karışık ve sert.

            Şimdii, tercümelere güvenmeyelim de kime güvenelim? Avrupa’da kilise yıllarca ibranice incil ile milleti sömürmüş. Evliyalar azizler yaratmış, kendilerini Allah gibi din ve hüküm koyucu ilan etmiş, hadisler uydurmuş, düşünenleri, sorgulayanları, kiliseye karşı gelenleri kafir diye yakmış, asmış. En sonunda birileri gelip İncil’i Almanca’ya çevirmiş, İncil’de yazan din ile kilisenin anlattığı dinin farklı olduğu ortaya çıkmış da koca Avrupa aydınlanma çağı yaşamış. Din ile devleti ve insanları sömürenler hegomanyasını kaybetmiş. Bizde de aynı aydınlanma çağı gerek. Bırakın artık şu Arapça okuma takıntısını.. Bırakın insanlar okuduğunu anlasın, Allah kitapta ne diyor, ne istiyor kullarından anlasın. Allah’ın istediği kullar olsunlar. Tarikatların, cemaatlerin, siyasi partilerin istediği Arapça okuyupta Kur’an’dan hiçbirşey anlamayan, düşünmeyen, sorgulamayan, öğrenmeyen, uydurulmuş din ile kolayca yönetilebilen kullar değil. Hadis vs hep bu Arapça takıntısı yüzünden… Aşın artık şunu… Bütün dilleri yaratan Allah… Allah biz her resulü kendi kavminin dili ile gönderdik diyor… Bir daha Nebi gelmeyecekse eğer Kur’an’ı kendi kavmine kendi dilinde hangi resul tebliğ edecek? Allah Kur’an’da peygambere “Biz Kur’an’ı Arapça değil de başka dilde indirseydik, Araplar sana başka dilde bir kitap ve Arap bir peygamber öylemi, biz senin ne dediğini anlamıyoruz derlerdi diyor. Onlara uzak bir yerden sesleniyorsun gibi gelirdi diyor. Demek ki herkes kendi dilinde okuyacak nurlanacak… Kitabı anlayacak!..

        • CuneytAktan Reply

          Ali İmran 81: Ve Allah, nebilerden, “Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olanı (Allah’ın size verdiği kitapları) tasdik eden bir Resûl geldiği zaman, O’na mutlaka îmân edeceksiniz ve O’na mutlaka yardım edeceksiniz” diye misak aldığı zaman, “İkrar ettiniz mi (kabul ettiniz mi?) ve bu ağır (ahdimi) üzerinize aldınız mı?” diye buyurdu. (Onlar da): “İkrar ettik (kabul ettik)” dediler. (Allahû Teâlâ): “Öyleyse şahit olun ve Ben sizinle beraber şahitlerdenim.” buyurdu.

          Ne diyorsunuz, ne soruyorsunuz, anlaşılmıyor? nedir çoğul olarak kullanılan? Kim Cebrail as diyor? Nereden çıkarıyorsunuz bunları? Ne anlatmaya çalışıyorsunuz? Arapça Kur’an okumak daha iyi, daha sevaplı diyorsanız o sizin kendi görüşünüz, gidin Arapça okuyun o zaman kardeşim. Milletin başına Arapça Kur’an okuyacaksınız diye zorba birer bekçi olmayın. Herkes istediği dilde okur. Dinde baskı ve zorlama yoktur. Sizin dininiz size, benim dinim banadır.

Leave A Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.