Kur’an Türkçe mi Arapça mı Okunmalı?

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Kur’an’ı Arapça Olarak mı Okumak Daha İyi Yoksa Mealinden Okumak mı? Kur’an’ı Arapça mı Okumalıyız Yoksa Türkçe mi?

 Yüce Allah Kuran’ı Kerim’de peygamberleri vasıtası ile insanlık âlemine indirmiş olduğu kitaplara iman eden herkese ehli kitap adını vermiştir. Ehli kitabın sözlük anlamı kendisine kitap verilenler demektir. O yüzden Allah Kuran’da Yahudilerden ve Hristiyanlardan bahsederken bazı ayetlerde onlara ehli kitap/kitap ehli diye hitap etmektedir. Bunun sebebi onların Allah’ın elçileri olan Hz.Musa’ya ve Hz.İsa’ya indirmiş olduğu Tevrat ve İncil’e iman edip, onlara göre amel etmeleridir.

Tevrat ve İncil İsrailoğullarına indirildiği için dili onların konuştuğu dil olan İbranice’dir. Her ne kadar indirildiği dil İbranice de olsa, günümüzde tüm Hristiyanlar ve Yahudiler kutsal kitaplarını vatandaşı oldukları ülkenin kendi dili ile yani kendi öz dilleri ile okur ve ibadet ederler.

Hristiyan ya da Yahudi olmayan bir ülkede misyonerlik görevi yapan tüm rahip ve hahamlar, dinlerini daha kolay yayabilmek ve kendilerine daha kolay yeni inananlar kazanabilmek için görevli oldukları ülkenin dili ile konuşur, o ülkenin kendi öz dili ile bastırılmış olan Tevrat ve İncil’leri insanlara bedava dağıtırlar. Bu din adamları diğer dinden olan insanlara karşı çok sevgili, saygılı, şefkatli, sabırlı ve güler yüzlüdürler. Asla insanlara dinde baskı ve zorlama yapmaz, asla insanların başına dinden sorumlu bekçi olmaz, sabırla insanlara kendi inandıkları tanrısal yolu anlatıp, insanların ona kendiliğinden girmelerini beklerler. Kendileri gibi gerçek bir Hristiyan ya da Yahudi olmanın ilk kuralı olarak asla insanlara bilmedikleri ve öğrenip anlamakta zorluk çekecekleri bir dil olan İbranice konuşmak, İbranice ibadet etmek ve İbranice kutsal kitap okumak gibi şartlar koşmazlar. Çünkü onların amacı insanlara dinde çeşitli zorluklar yaratıp, onları kendilerinden ve dinden uzaklaştırmak, kitaptaki gerçekleri insanlardan gizlemek değil, insanları tanrıya kulluk ettirmektir. Tanrıya giden yolu göstermektir. Bizdeki gibi insanları anlamadıkları bir dilde ibadet etmeye zorlayıp, kitaptaki gerçekleri onlardan gizleyerek, din ile  makam ve mevki elde etmek, bir tarikat kurup, kendini şeyh ilan edip, insanları kendilerine tabi kılıp, onlardan Allah, din, kitap adı altında nemalanmak değil…

Çünkü sonuçta o kendi dinlerine sokacakları insanlar kendileri gibi birer din adamı ya da alim olmayacaklardır. Kendileri gibi derinlemesine Yahudi ya da Hristiyan tarihi, fıkhı, hadisi vs’i okuyup, Vatikan ya da İsrail tarafından bir başka ülkedeki kilise ya da sinagoga atanan misyoner rahip ya da haham da olmayacaklardır. Geçimlerini sağlayacakları paralarını bu yolla kazanmayacaklardır. O insanlar sadece Allah’a inanan kullar olacaklardır. Hakkıyla dinlerini anlayan ve tanrıya hakkıyla gönülden anlayarak iman ve ibadet eden kullar olacaklardır. Onlar da din adamı olarak bu başarılarının karşılığını tanrıdan alacaklarına inanmaktadır.

Bizim de Yahudiler ve Hristiyanlar gibi  inandığımız bir peygamberimiz ve kitabımız olduğu için, bizler de onlar gibi kitap ehliyiz. Bizler de Müslümanlar olarak, Hz.Muhammed’in Allah’ın peygamberi olduğuna ve kendisine indirilen Kur’an’a iman ediyor, dinde Kur’an ile hüküm verip, amel ediyoruz.

Kur’an’dan bildiğimiz üzere Hz.Muhammed Arap bir peygamberdir. Konuştuğu dil Arapçadır. Kur’an Arap bir peygambere indirildiği için, onun kolayca anlayabileceği ve kavmine ayetlerini kolayca tebliğ edebileceği bir dil olan Arapça olarak indirilmiştir.

Zaten merhamet sahibi yüce Allah’ın, resulüne anlayamayacağı ve halkına tebliğ edemeyeceği bir dilde kitap vahyedip, onu kavmine peygamber olarak göndermeyeceği ve ona görevinde sıkıntı çektirmeyeceği aşikardır.

“Biz bu Kuran’ı sana sıkıntı çekesin diye indirmedik.” (Taha 2)

“Biz onu (Kur’an’ı), öğüt alsınlar diye senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık.” (Duhan 58)

“Biz, her resulü ancak kendi toplu­munun dili ile gönderdik ki, onlara (Allah’ın emirlerini) açık açık anlatsın.” (İbrahim 4)

Kaldı ki ümmi bir peygamber, kendisine başka bir dilde kitap vahyedilse, ayetleri daha kendisi bile anlayamayacak, ezberleyemeyecek, kalbine sindiremeyecek ve doğru düzgün telaffuz edemeyecektir. Öyle ise daha kendisinin bile anlayamadığı ve konuşamadığı bir dildeki ayetleri, o dilden anlamayan ve konuşamayan bir kavme nasıl tebliğ edebilecektir? Nasıl insanlara doğru yolu gösterebilecektir? Nasıl peygamberlik görevini yerine getirebilecektir? O dili önce kendisi aylarca öğrenip, sonra da kavmine öğreterek mi? Hiç sanmıyorum çünkü Allah “öğüt alsınlar diye senin dilinde indirip onu anlaması kolay hale getirdik” diyor.

“Senin dilinle indirip kolayca anlaşılmasını sağladık” ne demek? “Eğer onu başka bir dilde indirseydik anlaşılması ve öğüt alması zor olacaktı” demek. Sırf bu ayet bile bize herkesin ayetleri kendi dilinde kolayca okuyup, anlayıp, öğrenip, üzerinde derinlemesine düşünüp öğüt alması ve doğru yola girmesi gerektiğini idrak ettirmiyor mu? Ettiriyor.

Ayrıca Allah Kur’an okumak ile ilgili Hz.Muhammed’e ve dolayısı ile bütün insanlığa A’la 6’da: “Biz sana Kur’an’ı okutacağız, sen de unutmayacaksın.” ve A’la 8’de: “Biz seni en kolay olan yola ulaştıracağız.” diyor.

Bir insan için Kur’an’ı Kerim’i okumanın, anlamanın, unutmamanın ve onu kendi kavmine tebliğ etmenin en kolay yolu ne olabilir? Elbetteki onu kendi dilinde okumak, anlamak, ezberlemek ve tebliğ etmek.

Öyle ise söyler misiniz, bu ayetlere göre Allah’ın, peygamberine ve onu gönderdiği kavme konuştukları dilin haricinde başka bir dil daha öğrenmek, sonra Kuran’ı okumaya ve anlamaya çalışmak, daha sonra onu tebliğ etmek ve insanları anlamadıkları bir dilde kendisine ibadet ettirmeye zorlamak gibi bir takım kitaba, akla, kalbe ve mantığa sığmayan şeyler emretmesi hiç düşünülebilir mi? Bizce düşünülemez.

Öyle ise soruyorum, bizdeki İlahiyat Fakültesinden mezun olmuş sözüm ona ilim adamı olması gerekirken, ilimin “i”sinden nasibini alamamış hocalarımız niye insanları dinde anlamadığı bir dil ile ibadet etmeye zorluyor? Neden insanları açtıkları Arapça Kur’an kurslarına çağırıp, sadece Arapça Kur’an okumayı öğretiyor ve anlamanıza gerek yoktur diyor? İçerisinde ne dediğinden insanlara neden hiç bahsetmiyor? Neden kendileri Arapça okuyup, konuşup, ayetleri anladıkları için böbürlenip, iblis gibi kendilerini yücelerden sanıp, kendilerini diğer insanlardan daha üstün ve daha Müslüman görüyor? Neden bu yüzden insanların başına dinden sorumlu birer bekçi olup, baskı ve zorlamalar yapıyor? Neden kendi uydurdukları hadisler ve peygamber sünneti yalanları adı altında kendileri gibi saç sakal uzatmayan, sarık cüppe takmayan, herhangi bir tarikata tabi olmayan insanları kafir yerine koyuyor?

Neden diğerlerinin de kendileri gibi ayetlerin anlamlarını anlamalarını ve insanlara kendileri gibi ayetlerin anlamlarını Türkçe tebliğ etmelerini istemiyor? Neden yurdumun her köşesi Kur’an’ı Arapça olarak bir çırpıda hiçbirşey anlamadan ezberden okuyan insan dolu? Neden yurdum bu kadar Arapça Kur’an okuyan insan olduğu halde onu açıklaması ve anlayabilmesi için gidip bir hocaya tabi olan mürit dolu? Neden bu kadar Arapça Kur’an okuyan olduğu halde memleketim Kur’an’da helak edilmeyi hak eden kavimlerdeki tüm ahlaksızlıklarla dolu? Neden bu kadar Arapça Kur’an okuyan olduğu halde memleketim Kur’an’da şöyle yazıyor diye Kur’an’da yazmayan şeyleri anlatan insanlarla dolu? Neden Kur’an’ı Arap dilinde en güzel şekilde ezberden söyleyen ya da okuyan hafızlara “sesi çok güzel”, “Kur’an’ı çok güzel, eksiksiz, hatasız ezberlemiş, tıpkı Araplar gibi telaffuz ediyor, aksanı çok güzel” diye Arap hayranlığı içerisinde ödül veriliyor da, onu insanlara kendi dilinde açıklayan, tebliğ eden insanlara bir ödül verilmiyor ya da bunlar o hocalar tarafından kafir ilan ediliyor? Neden Kur’an sadece cenaze evlerinde ölülerin arkasından hiç kimsenin anlamadığı bir dilde okunuyor ve hocaya Arapça 3-5 ayet okuduğu için yüzlerce lira para veriliyor? Bunları hiç düşündünüz mü?

Söyler misiniz, din kendisiyle böbürlenilecek, ondan para kazanılacak bir alan mı? Hiç zannetmiyorum… Bakın Allah ne diyor?

Yasin 21: “Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir.”

Tevbe 9: “Allah’ın ayetlerine karşılık az bir değeri (dünya malını ve nefsani istekleri) satın aldılar da (insanları) O’nun yolundan alıkoy­dular. Gerçekten onların yapmakta oldukları şeyler ne kötüdür!”

Ali-İmran 78: “Onlardan (Kitap ehlinden) bir grup var ki, Kitaptan olmadığı halde Kitaptan sanasınız diye (okudukları) Kitap’tanmış gibi dillerini eğip bükerler ve “Bu, Allah katındandır” derler. Halbuki o, Allah katından değildir. Bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.”

Münâfikûn 4: “Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider. Konuşurlarsa sözlerine kulak verirsin. Onlar sanki elbise giydirilmiş kereste gibidirler. Her kuvvetli sesi kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin! ”

Hucurat 17: “Müslüman olmalarını bir lütufta bulunmuş gibi sana hatırlatıyorlar. De ki: Müslüman olmanızı bir lütuf gibi bana hatırlatıp durmayın. Tam tersine eğer doğru kimselerseniz sizi imana erdirmesinden dolayı Allah size lütufta bulunmuş oluyor.”

Allah’ın insana bahşettiği en önemli şey akıl. Toplum olarak aklımızı kullanmalı ve ayetleri kendi öz dilimizde, “Allah burada ne demek istedi acaba?” diye üzerinde derinlemesine düşünerek, anlamaya çalışarak okumalıyız. Tıpkı Allah’ın peygamberine vahyettiği gibi…

Müzzemmil 4: “Ve Kur’an’ı ağır ağır, düşüne düşüne oku!”

Aksi takdirde din adamı, hafız, hacı, hoca, şeyh, şıh, mezhep, tarikat, cemaat vs adı altında bizi Allah ve din ile daha çok aldatır, küçük gruplara böler ve sömürürler.

Bakınız Allah bu başka bir dilde ibadet etme ve Kur’an okuma konusunda Kur’an’da başka ne buyurmuş?

“Eğer biz onu başka dilde bir Kur’an yapsaydık onlar mutlaka, “Onun âyetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Başka dilde bir kitap ve Arap bir peygamber öyle mi?” derlerdi. De ki: “O, inananlar için bir hidayet ve şifâdır. İnanmayanların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur’an onlara kapalı ve anlaşılmaz gelir. (Sanki) onlara uzak bir yerden sesleniliyor (da anlamıyorlar).” (Fussilet 44)

Gördünüz mü, Allah “eğer biz o Kur’an’ı Arapça değil de başka/yabancı bir dil ile Araplara indirseydik onlar peygambere ayetleri bize Arapça olarak açıklasaydın, Allah ayetleri Arapça olarak anlayacağımız bir şekilde sana indirseydi de, seni ve getirdiğin dini/ayetleri anlasaydık. Ne demek istiyorsun Muhammed, biz seni ve getirdiğin dini anlayamıyoruz, bizim dilimizle konuşsana? Bizim dilimizle açıklasana? Arapça konuşan Arap bir peygambere daha ne kendisinin ne de bizim anlamadığımız bir dilde kutsal kitap öyle mi? Git başımızdan, bizi rahatsız etme! derlerdi ve iman etmeyip, inkar edenlerden olurlardı” demek istiyor. Velhasıl memleketimizdeki çoğu insanın durumu da bundan ibaret!

Öyle ise bana söyler misiniz? Daha Arapların kendileri bile kolayca okunur ve anlaşılır bir Arapça ile indirildiği belirtilen Kur’an’ı Arapça okuyup, onda ne denmek istediğini anlayamazlarken, kalpleri ve akılları ona kapalıyken ve onlara başka bir yerden (yani başka bir dilden) sesleniliyormuş gibi gelirken, siz nasıl Kur’an’ı Arapça okuyup anlayacaksınız ki?

Allah “Bu Kur’an, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. [38:29].” diyor.

Eğer okuduğumuz kitabı anlamaz isek, ayetler üzerinde nasıl düşünebilir ve öğütler alabiliriz ki?Doğru yolu nasıl bulabiliriz ki? Nasıl Allah’a yakışan kullar olabiliriz ki? Saç ve sakalı uzatarak mı? Sarık, türban ve cüppe giyinerek mi? Tarikat, cemaat, mezhep dediğimiz binlerce gruba ayrılmış, her birisinin de dini, imanı, ibadeti birbirinden farklı, haktan sapmış yollara başvurarak mı? Yaptığı işe karşılık sizden para isteyen din adamları, okuma üfleme ayağı adı altında milletin eşinin, bacısının, çoluk çocuğunun ırzına geçen hacılar, hocalar, ya da müritlerine cinsel organlarını öptüren şeyhler ile mi? Kendi öz dilimize çevrilmiş İsrail ve Hristiyan külliyatlı mehdi beklentisi içerisinde olan hadis ve fıkıh kitapları, Risale-i Nur’u, Mesnevi’si vs’i ile mi? Hiç sanmıyorum. Ancak Kur’an ile doğru yolu bulabilir ve Allah’a ulaşabilirsiniz… Ancak Kur’an ile…!

Âl-i İmrân 103: “Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölün­meyin.”

Sebe 50: “De ki: “Ben eğer sapmışsam ancak kendi aleyhime sapmış olurum. Eğer hidayete ermişsem bu da Rabbimin bana vahyettiği (KUR’AN) sayesindedir.”

Kaldı ki Allah Bakara 185’te “Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez” ve Müzzemmil 20’de “Artık Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun” diyor.

Eğer Allah bana kendisine ibadet etmemde zorluk değil, kolaylık dilemişse ve bana benim Kur’an’dan kolayıma geleni okumamı emretmişse, benim için en kolay olanı onu kendi öz dilimde okumak, anlamak ve Allah’a hakkıyla, kalben iman edip, peygamberin kendisi gibi Kur’an sayesinde Allah’ın hidayetine ulaşmak ve bunu kendi dilimde insanlara anlatmaktır.

 

 

Cüneyt Aktan 21.12.2015 Saat: 17:35

3149 Toplam Görüntülenme 3 Günlük Görüntülenme
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

4 comments on “Kur’an Türkçe mi Arapça mı Okunmalı?”

  1. nessy Reply

    slm zaman ayirt ettigin icin , cok hirsli ama cok guzel efadelerde bulunmussun. tskler

    • CuneytAktan Reply

      Aleyküm selam. Zaman ayırıp okuduğunuz ve yorum bıraktığınız için ben de teşekkür ederim.

  2. can Reply

    arkadaşım gerçekten çok doğru bir konuya değinmişsin.bizleri hacılara hocalara cemaatlere mahküm ettiren sisteme karşı ancak kurtuluşumuz kuranı anlayarak kendi dilimizde okuyarak öğüt almamızla olur.ama nerde öyle diyanet.saçma saçma şeylerle bizi oyalayıp dinimizi bize iyice zorlaştırdılar

    • CuneytAktan Reply

      Ne yazık ki dediğiniz gibi Sayın Can kardeşim. Ama sizler gibi arkadaşlar olduğu sürece hala umut var demektir.

Leave A Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *