ASKERLİK VE MEVLEVİLİK

Facebooktwitterredditpinterestlinkedinmail

images

Araştırmalarım sırasında Cumhuri­yet kurulurken hemen hemen bütün tarikatların ve dergah­ların kapatıldığını, ama Mevlevi dergâhlarının korunduğunu ya da müzeye çevrildiğine denk geldim. Bunun nedenini anlayabilmek için Mevlevilik üzerine yoğunlaştım. Karşıma, Mevlana’nın anladığımız manada bir tarikat yaklaşımıyla hareket etmediği sonucu çıktı.

Mevlana’nın hayatı boyunca tarikatlara özgü birtakım kurallara uymadığı, kendisine bağlananlar için özel kurallar koymadığı biliniyor. Sözgelimi, kendisine bağlananlar için ne bir giriş töreni düzenler, ne de belli bir zikir öngörürdü. Diğer tarikatlar gibi özel giysilerle ayrılma yoluna da gitmemişti. Bilinen başlıca uygulaması müritliğe kabul edilenlerin saç, sakal, bıyık ve kaşlarından birkaç kıl kesmek, kendisine halifelik verilenlere de bugün hırka denilen geniş kollu, yakasız, önü açık bir giysi olan fereci giydirmek, halkı aydınlatma görevini simgelemek üzere bir çerağ vermekti. Mevleviliğin başlıca kurallarından birisi olan semayı da yalnızca aşk ve cezbe için yardımcı bir öğe sayardı.

Ancak, Sultan Veled, halifeliği döneminde babası Mevlana’nın dü­şüncelerini temel alarak Mevleviliği kendine özgü kuralları ve törenleri olan bir tarikat haline getirdi. Bundan sonraki süreçte, Sultan Veled’in şekillendirdiği Mevlevilik yolunun ise askerlik eğitimiyle pek çok ortak yönü olduğu düşünülebilir.

Mevleviliğe göre tasavvufi eğitimin amacı insanın kendine gelmesini, kendini bulmasını sağlamaktır. Gerçeğe ulaşmak için insan tabiatına aykırı yöntemlere başvurulmamalıdır. Gerçeğe ulaşmanın asıl yolu aşk ve cezbedir. Bunun için de isimlerden ve kelimelerden geçip Allah’ı bulmak, Allah dışındaki varlıklardan arınmak gerekir. Mevleviliğe göre mürit kendini mürşidinde yok etmeli, kendine baktığında mürşidini görmelidir. Mürşidinin tüm isteklerini tereddüt etmeden kabul etmeli, ona itaat etmelidir. Kendisini mür­şidinden uzaklaştıracak hiçbir sözü dinlememeli, onun iyiliğin mutlak temsilcisi olduğuna inanmalı, hakkında kötü düşünmemeli, yanında çok konuşmamalıdır. Halvet yani çile, başka tarikatlardaki gibi kırk gün süren bir ibadet ya da riyazet biçiminde değil, tekkede hizmet biçiminde uygulanır. Binbir gün süren bu halveti tamamlayan kişiye ise derviş adı verilir.

Halvet ya da çile eğitiminde süreç şu şekilde işler:

Mevlevî olmaya karar veren kişi gençse, ailesinin rızâsı alınır. Kendisine bu yolun güçlükleri anlatılır, ısrâr eder ve kabûl olunursa “matbah” denilen eğitim bölümünde, kapı­dan girince hemen sol tarafta, kapı dibinde bulunan postta üç gün oturtulur. Bu üç gün içinde iki diz üstünde başı eğik olarak oturan aday, orada yapılan işleri seyreder, mecbûriyet olmadıkça konuşmaz, mecbûr olmadıkça posttan kalkıp bir yere gitmez. Üç gün sonra huzûra çıkar, kararında durduğunu söylerse, geldiği elbiseyle on sekiz gün getir-götür işlerine bakar. On sekiz günün sonunda ona artık mevlevîlerin özel kıyafetleri giydirilir ve çilesi başlamış olur.

Çile esnasında ortalığı silip süpürmek, odun getirmek, çarşıdan alış-veriş yapmak, çamaşır yıkamak gibi günlük iş­leri yapmaktan başka mutlaka sema meşk eder, mesnevî okur. Kâbiliyeti varsa ney üflemek, kudüm vurmak, âyin okumak gibi mûsikî sanatı yahutta hat, tezhip, minyatür gibi diğer güzel sanatlarla ilgilenmesi sağlanır. Bu meşklere, çilesini doldurmuş ve hücre sahibi olmuş “dede” ler nezâret eder.

Çilesini tamamlayan dervişlerin dergaha kabulü için taç ve hırka giydirme adında küçük bir tören yapılır. Taç giyecek mürit başını açarak şeyhin önüne oturur, başını şeyhin di­zine koyar. Mevlevi silsilesini okuyan şeyh, Allah’tan müridi fakirlik yolunda (tasavvuf) başarılı kılmasını, başına manevi bir taç ihsan etmesini dileyerek tacı giydirir. Fatiha sûresini okuyarak dua eder. Hırka ise ayakta giydirilir. Yeniden Mev­levi şeyhleri silsilesi ve Fatiha okunur, dua edilir.(¹)

Ve askerlik…

İlk gün size askerlik süreniz boyunca giyeceğiniz elbise­leriniz verilir, sonraki birkaç gün orada burada tertiplerinizle oturur, etrafı izler, diğer askerler ne yapıyor diye gözlemlersiniz. Daha sonra Mevlevilikte “çile” denilen “acemilik dönemi” başlar. Askerliğin gereklilikleri olan selam verme, yürüme, künye tanıtma ve tüm detaylarıyla askeri hareketler, kurallar ve bilgiler size özenle öğretilir. Ayrıca orada hiç boş tutulmazsınız. Mutlaka kafanızı meşgul edecek ve sizi bulunduğunuz ortama alıştıracak tuvalet te­mizliği, mıntıka temizliği, hamam temizliği, karavana taşıma,çöpleri toplama, nöbet tutma gibi angaryalar mevcuttur.

Sivil hayatta belki hiç yapmadığınız ve asla yapmayacağı­nız bu tip angaryaları yaparak, sahip olduğunuz kibir, böbürlen­me, dik başlılık, makam, mevki ve unvan gibi birçok dünyevi zaaftan arınırsınız. Böylece özünüze dönersiniz. Herkesle bir ve eşit olduğunuzu idrak etmekle birlikte, sivil hayatta sahip olduğunuz tüm ünvanların ve statülerin tamamen boş ve geçici hevesler olduğunu anlarsınız.

Sizi koruyup gözetmesi ve kuralları öğretmesi için siz­den daha önce askerliğe katılmış tecrübeli bir çavuş ya da Mevlevilik’te “dede” dedikleri üst devreniz sizin başınıza verilir. Tecrübesiz olan acemi askerler o dedeyi, yine tıpkı Mevlevilikteki mürid-mürşid ilişkisi gibi sıkı sıkıya tam bir bağlılıkla takip ederler. Dedenin ya da üst devrenin onların iyiliğini istediğini, orada başlarına kötü bir şey gelmemesi için çalıştığını, onlara her türlü sıkıntıda yardımcı olacağını bilir, ona büyük bir sevgi ve saygı duyarlar. Onun sözünün dışına asla çıkmazlar. O “dede” artık o acemi askerlerin komutanı ve öğretmeni olmuştur. Uzun dönem askerlikte üç ay, kısa dönem askerlikte ise bir ay süren bu acemilik döneminden sonra, asker adayları yemin töreni adı verilen bir törenle, aynı Mevlevilikte olan taç giydirme töreninde olduğu gibi, bağlı bulundukları komutanlığın tüm üst düzey subayları ve aileleri önünde, vatanına ve ordusuna her türlü durumda ölümüne hizmet edeceğine dair askerlik silsilesini okur ve yemin eder.

Acemilik sürecini tamamlayabilen asker adaylarına, gös­termiş oldukları başarıya ya da eğitim düzeylerine göre er, erbaş, onbaşı ya da çavuş rütbesi verilir. Artık kişi tam bir askerdir. Sivil hayattaki tüm dünyevi kimliklerinden, ihtiras­larından, kuruntularından sıyrılmış, o sistemin ve o ailenin bir parçası olmuştur. Daha sonra almış olduğu eğitime göre kendisi için belirlenmiş bölüklerde ya da kurumlarda hizmet etmek üzere, tıpkı kalbi her türlü pislikten arınmış ve Allah’a ulaşmış bir derviş gibi usta birliklerine doğru yola çıkar.

Böylesine, ilahi güzelliklere tanıklık ettiğim askerliğin, günümüzde kötü ve güvenilmez bir yer olduğu empoze edilmeye çalışılıyor. Oysa ki, neredeyse Mevlevilik sistemiyle paralel bir sistem ile çalışan ve halk arasında da “Peygamber Ocağı” olarak bilinen Türk Silahlı Kuvvetleri, pek çok insanın ham iken piştiği ve kendini bulduğu devletin bir dergahıdır.

Cüneyt Aktan

Kaynaklar:

1) www.semazen.net

 

1348 Toplam Görüntülenme 2 Günlük Görüntülenme
Facebooktwitterredditpinterestlinkedinmail

Leave A Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.